Birçoğumuzun televizyondan tanıdığı dobra, açık sözlü, güçlü kadın Akasya Asıltürkmen… Eğitimli bir oyuncu. Tiyatro onun için en büyük tutku. Tiyatro ile ilgili soru sorduğumuz da gözlerinin için parladı, konuşması değişti. 🙂 Bugüne kadar çok farklı yapımlarda yer alsa da tutkusu onun önceliği. Hem oyuncu, hem youtuber , hem sosyal medya fenomeni hem de öznel bir anne Akasya. Sosyal medya sayesinde onu yakından tanıma fırsatımız  oldu. Bu keyifli röportajı onu daha çok tanımak için gerçekleştirdik. 

Röportaj: Hilal İpekçi

Fotoğraf: Aslı Şen

Elbise:My2ego

Hayatında; sinema, tiyatro, diziler ve şimdi de sosyal medya … Biraz özetler misin bu süreçleri? Hangisi tutku senin için? En çok hangisini yaparken mutlusun?

Hepsini çok severek yapıyorum ama işin içine tutku ibaresi girince benim için işin rengi değişiyor. Tutkum tiyatro. Tutkuyla bağlı olduğum, bezen sevdiğim insanları bile karşıma almama sebep olan tek şey tiyatro, diğerlerini de çok severek yapıyorum çünkü benim için her şey  kendini ifade etme aracı. Ben hep şey derim; “Küçükken sırtı sıvazlanmamış çocuklar derim tüm sanatçılara. Annem çok haksızlık yapmak istemem, beni severek büyüttü ama hayat gailesi içerisinde çok üzerine titrenerek büyütülmüş çocuk değildim. Yine  çocuk gelişimi ve başarı ve eğitimle ilgili çalışan bir arkadaşımın konu ile ilgili bir sözü var.  Diyor ki “gerçekten başarılı olan çocuklar genelde kendi halinde büyümek zorunda kalmış, kendi kendine hayatı keşfetmiş, çıkış yolunu kendi bulmuş çocuklar” demişti. O yüzden bende öyle olduğunu düşünüyorum. Sanat yapmakta, sanatçı olmak da en önemli etkenlerden bir tanesi bu. O zamanında beklediğin takdiri almak istemek, onun açlığı onun, arayışı… O yüzden biz sırtı sıvazlanmamış çocuklar, kendimizi ifade etmek için çok fazla düşünmeden hangi alan varsa kendimizi göstermeye çalışıyoruz. Ama tutku denilince benim önceliğim tiyatro.

İnternette yapılan her şeyin son kullanma tarihi var.

İnstagram ve youtube’u aktif olarak kullanıyorsun? Bunu işe dönüştürme süreci nasıl gerçekleşti? Nasıl başladın sosyal medyaya?

Herkes beni bir yerlerden mutlaka tanıyor. Daha önce özellikle de 20’li yaşlarda televizyona bir çok iş yaptım. Hem de dizilerin çok az olduğu zamanda. Şu anda dizide baş rolde oynayan kızı ben tanımıyorum. Benim oynadığım zamanlarda zaten fazla iş yoktu. Haliyle televizyonda, hele bir de kayda değer bir iş varsa bütün oyuncuları biliniyordu. Lise Defteri Saklambaç gibi çok tekrarı yapılan  nokta işlerde çalıştığım için insanlar beni tanıyor.

Aslında ben tiyatro kökenliyim. Ve temelde tek işim tiyatro. Bazen bana bakıp biraz üzülerek “dizi yok mu” diyorlar. Ben de diyorum ki; “Ben tiyatrocuyum, tiyatro yapıyorum.” Önceliğimin dizi olduğunu dizi olmadığı zamanlar tiyatro yaptığımı düşünüyorlar. Oradan vakit kalırsa ve yapımcılarda bunu göze alırlarsa dizi de yapabiliyorum.  Tiyatroya yönelince alternatif gelir kaynağı arayışı da başlıyor. Çünkü tiyatro zannedildiği gibi insanların fakir kalıp süründüğü alan olmasa da dizi veya reklam gibi para kazandırmıyor. Doğal olarak ben bir sürü yan iş yapıyorum. Eğitmenlik, reklam seslendirmesi, şirketlere özel eğitimler veriyorum. Bunları yapabilmek için seneler içerisinde bir çok çalışmaya katılıp sertifikalar alıp, kendimi geliştirdim. Yine böyle bir arayışa girmiştim. Çünkü tiyatro sahnesine de çıkmayacaktım çünkü hamileydim. Sosyal medyada iyi bir kullanıcıyım. Twitter’da “neden bu kadar takipçin var” dediklerinde ben semi-feno semi-ünlüyüm diyordum. aslında fenomen olmak için ya kayda değer yazılar paylaşmanız gerekiyor yada günden yada fotoğraflar. Twitter’da yazarlık ön plana çıkıyor. İnstagram’da fotoğraf öne çıkıyor. Kalemim fena değildir açıkçası. Yazdıklarımı beğendikleri için beni takip etmeye başladılar. Sonra daha fazlasını düşünmedim. İnstagram geldi orada da fena değildi takipçilerim. Oyunlarımı paylaşıyordum, zaman zaman fotoğraflarımı paylaşıyordum. Hamile olduğum zaman bu süreci nasıl geçireceğimi, oyun oynayamayacağımı düşünüyordum. 6. aya kadar oynadım gerçi. Bu sürede bir youtube kanalı açmaya karar verdim.  Bunu hamileyken yapabileceğim bir hale getirmek içinde bir anne bebek kanalı kurdum. Daha önce youtube kanalı açmak istiyordum ama bulduğum fikirler bana biraz niş geliyordu. youtube da öyle şeyler izlenmiyor. Youtube da en çok izlenen şey asitli bir şeyin içine ilaç atıyorsun patlıyor ve en çok izlenen video oluyor . İnternette yapılan her şeyin son kullanma tarihi var. Bugün baştasın, Vine fenomensin, yarın vine bitti-gitti. Şunu biliyorum ki; Benim işim gerçek, ben tiyatrocuyum, bu sezonda bir oyunum var. Ama ne olursa olsun benim için bir can suyu oldu sosyal medya, youtuber olmak. En önemlisi de insanlar beni daha iyi tanıdılar. Tipim itibari ile çok farklı ön yargıları olabiliyordu insanların.  Halk çocuğuyum, memur çocuğuyum, mahallede büyüdüm ben. Hani böyle beyaz türk derler, sanki kolejlerde okumuş gibi bir tipim var. Sanırım o yüzden insanlara uzak geliyordum. Sosyal medya sayesinde insanlar beni tanıdı. Benim nasıl bir insan olduğum görmüş oldular. Benim için en güzel tarafı bu.

Sosyal medyada sence hak ettiğin değeri görüyor musun?

Sosyal medyada hak ettiğin değeri görmek kısmına hiç inanmıyorum. Mesela tiyatroda hak ettiğim değeri görmek isterim. Eşek gibi çalıştım. 4 sene okudum. Senelerce tiyatrolarda diz çürüttüm. Profesyonel olmak için bir bedel ödedim. Bu bedelin karşılığını görmek istiyorum. Evet buna bir değer biçilmesi gerekiyor. Ted’de falan konuşmacı olarak bizi çağırıyorlar. Yanımda 14 yaşında milyonlara takipçisi olan bir çocuk olabiliyor. Demek ki burada değerler biraz farklı. Burada değer gibi bir şey olduğunu düşünmüyorum. Çok enayi olmayacaksın. Yatırdığının karşılığını almıyorsan o kadar yatırmayacaksın.  İzlenirlik oranları bir de değerler çok farklı. Kimileri zannediyor ki çok izlenirse aslında o işte başarılıdır. Aslında uzun vadede çok izlenecek şeyler çekiyorum ben. Bu sene hamile olup benim videolarımı izlemeye başlayan kadın sayısı bellidir. Ama o dönemin dışında sürekli gelen takipçiler, izleyiciler var, katlanarak artıyor. Benim youtube’da yaptığım işin biraz zaman ihtiyacı var. Kumbara gibi bir şey yaptım ben. Diyorum işte, slime videosu ya bir tane yapış yapış bir şey var onu çekiyorlar bunda da yadırganacak bir şey yok. Çocuğun bir tanesi konsol oyununda hafif şiveli konuşuyor  ve milyonlar izliyor. Bu da youtube denen şeyin aslında bir düşünce balonu gibi bir şey olduğunu gösteriyor. Hatta bir arkadaşım youtube için; “Benim aklıma youtube denilince yeşil, sümüğümsü bir şey geliyor” demişti. Sanki öyle bir olguymuş hissi oluşuyormuş. Nasıl böyle bazı bilmediğimiz şeyleri  kafamızda bir şekilde oturturuz ya youtube’da böyle bir bulutçuk. Orada değer yok. Orada kazanılması, kaybedilmesi gerekenler yok. Youtube bildiğin şuan geçmekte olan bir dalga. Devamı nasıl gelecek çok merak ediyorum. Ben emeğimin karşılığını bence fazlasıyla alıyorum. Benden fazla alanları da hiç bir şekilde eleştirmiyorum, yargılamıyorum. Mutlaka bir şey yapmıştır, birine dokunmuştur, etkileşimi yüksektir. Ve alıyordur onun karşılığını. Hak etmek yok bence youtuba’da denk getirmek var. Kendime haksızlık etmiş olurum orada burada “hak ettim ve hak ettiğimi bulamadım” dersem.

Yeni medyanın hayatımızda birçok şeyi değiştirdi? Tüketim kültürü, hobiler, alışkanlıklar… Bu değişimi nasıl değerlendiriyorsun?

Hızlı ve tuhaf. Tuhaf olmasına rağmen mükemmel aynı zamanda. İki çeşit internet kullanıcısı var. Teşhirciler ve röntgenciler. Teşhircilerin içinde yüzde 30 oranında röntgenci,  röntgencilerin içinde de teşhirci var. O dozları sen nasıl yayınlamak istiyorsan o şekilde sergiliyorsun. Şimdi bir röntgenci için şey çok önemli;  ojenin numarası ne diyorlar. Onun numarası ne diyorlar. Ben ojelerin numarasına bakmadım, hep dışarıdan rengine bakarım yani. Artık biliyorum. Onlar sayesinde dudağımdaki ruju biliyorum. Hayata daha dikkatli dokunmamı sağladı. Acaba onlar o kadar dokunuyor mu bilemiyorum. Gördüğüm kadarı ile oldukça dikkatliler. Akan bir hayat var önlerinde. Bir bilgi seli var. Bunun için de şöyle bir kepçeye daldırıyorlar, şöyle bir tadına bakıyorlar. Çünkü o bilgi çok kolay ulaşılabilir gibi gözüktüğü için çokta iştah verici bir şey değil gibi sanki. Yani değerli değil o kadar. Değer biçimi artık değişiyor. Ulaşmak daha değerli galiba. “Rujunun rengi 112’ymiş bak biz seninle şimdi diyalog kurduk. ” Ben sonra gidip o ruju almadığını ya da aldığını orada görevini tamamladığını düşünüyorum. Ulaştım tamam, aldım. Eskiden biz bir albüm beklerdik, o albümü alırdık, eskiden bir albüm beklerdik o albüm alırdık o kartonetini açardık bakardık koyardık evirirdik çevirirdik. Şimdi benim m3 çalarımda ya Ipod’umda binlerce şarkı var. Biraz duyarlıysan spotify’da albüm fotoğrafı var o kadar. O dokunarak, yaşayarak hissederek durumu yok. Ben diyelim ki bir şey alacağım. Diyelim ki bir gömlek.İnternetten aldığım zaman dokunamıyorum. Artık büyütmek var, büyütünce bir de gelen razı gelmek. Dükkana kira parası vermediğim için daha uygun fiyata alıyorum. Kaybedecek bir şey yok diye düşünüyor insanlar. İnternetten alışveriş yapmak pratik bir şey. “Eve torbalar taşımıyorsun” diyor eşim mesela. Market alışverişi internetten yapılmalı ona göre. Bana kalırsa ben gidip görmek istiyorum. Ayrıca bilmem nereye giderken, bilmediğim ihtiyacımın olduğu o sırada farkında olduğum bir şey almış oluyorum. Oradan şeftali alırken “acaba bu iyi bir şeftali mi? onu görüyorum.  O yok ama muadili bunu sana verelim diyen internet sayfasına kızmak yerine orada muadilini kendim buluyorum  ve sonrada 4 kat o torbaları taşıyorum ama ben bunu seviyorum, o da onu seviyor seçim meseli.

ekonomik özgürlüğü olmayan bir kadın ne olursa olsun o evlilik kurumu sürdürmek zorunda kalıyor.

Peki, İnstagram günümüzün en değerli satış kanallarından biri oldu. Sen de kadın girişimcileri bu kanal aracılığı ile destekliyorsun. Senin için bir kadının girişimci olmasını bu kadar önemli kılan nedir?

Ekonomik özgürlük. Kadınların ekonomik özgürlüğe çok ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Özellikle de çocuk yapma ve aile kurma isteği böyle. Kadınlar anne olmak aile kurmak gibi çok güzel gözüken kavramlar yüzünden, bazen sayesinde demek istiyorum hatta iş hayatından kopabiliyorlar. Her kadının başına gelen bir şey değil. Hayat müşterek ve kadınlar çalışıyor. Ama okumuş modern kadınlar bile çocuk olduktan sonra böyle bir “ben çocuğumla ilgilenmek istiyorum” deyip iş yaşamından ayrılıyor. Hatta çocuğunu bahane olarak kullananlarda var. Eve ekmek getiren kişi sıfatını bir köşeye koyan kadın çok. Bunun tabii ki yan etkileri var. En önemlisi ekonomik özgürlüğü olmayan bir kadın ne olursa olsun o evlilik kurumu sürdürmek zorunda kalıyor. Şartlar ne olursa olsun. Yada diyelim ki taraflardan bir tanesi ayrılmak istedi. Bazen erkekte olabiliyor. Sırf karısının ekonomik özgürlüğü olmadığından boşanınca ona muhtaç kalacağından dolayı sadece ekonomik sebeplerden ayrılmıyor eşinden. Ya da dayak yiyen kadın ekonomik sebeplerle eşinden ayrılmıyor. O yüzden kadınlar için ekonomik özgürlük zannettiğimizden çok önemli.  Ne yazık ki bizim ki gibi üçüncü dünya ülkelerinde hala öyle. Çok üzülerek söylüyorum Bunu . Hala sosyo-kültürel olarakta bir çok konuda biraz geride kaldık. Hatta son senelerde gittikçe hızla artan şiddet olayları görüyoruz. Artık bir haber ulaşmak çok daha kolaylaştı belki bu yüzden bu kadar görüyoruz. Gerçekler rakamlarla ortada. Böyle olmaması için kadınların bir şekilde ekonomik özgürlüklerini ellerine almalarını düşünüyorum. Aile içi ilişkileri çok daha sağlıklı yönetebilmeleri için bunun olması gerektiğini düşünüyorum. Ve kendilerine güvenlerinin gelmesi için kendilerini iyi hissetmeleri için ne olursa olsun bir insanın başkasına maddi olarak bağımlı olmaması gerektiğini düşünüyorum. Böyle olması çokta kolay olmasa gerek. Üzücü bir şey tabi ki olabilir. Dünyanın her türlü hali var, bağımlı olabiliriz. Bunun için bir şey yapılabilecekse, bunun için bir imkan bir yol açılabilecekse benim bunda bir katkım olabilecekse ben bunu hiç düşünmeden yapmalıyım diye hissediyorum. Yani gidip bilmem ne fotoğraf projesinde, otuz kadın bir araya gelip dayak yemiş kadın pozu verip, kadına şiddete hayır demektense çok daha yapıcı olduğunu düşünüyorum. O tür şeyleri de desteklemiyorum. Kadına şiddeti engellemek istiyorsa şiddetten değil daha başka şeylerden bahsedilmeli. Kadın özgürlüğünden bahsetmemiz gerekiyor.

Bizimi işler bahçe işçiliğine benzer. Bakarsan bağ olur bakmazsan dağ olur.

Bahaneleri kabul etmeyen birisin, peki girişimci olmak ya da çalışmak isteyip de bir şeyleri hayatına bahane eden kadınlara ne gibi tavsiyeler verebilirsin?

Kimilerine özellikle hataları ile yüzleşemeyenler görüyorum. Yarası olan gocunuyor. Ve onlardan çok yoğun bir sitem geldi. Bu kadar sert bir şekilde nasıl eleştirirsin denildi. Ama şimdi şöylede bir gerçek var. Bir kız çocuğu kim olduğunu yazmadım, ona gerçekleri benim söylemem gerekiyordu. Ben bir internet ablasıyım. Ben sadece cevabı yayınladım eğer bana yazdığı şeyi görseler, onlarda aynı şeyi düşünürlerdi.  O kız bana geri mesaj yazdı. Çok teşekkür etti. “Neden bunu yanlış anlayayım ki benim için çok iyi bir ders oldu” dedi. Belki oturacak okumaya başlayacak, daha çok araştıracak kendini geliştirecek. Kendisi için olumlu şey alsın. Ben onu karşıma dikip yüzünü, gözüne ismini cismini böyle parmak kaldırmadım. Bana her gün kadınlar bunu yapıyorlar. Ben orada duruyorum kadının bir tanesi gizli bir profille bana saydırıyor.

Ne yapıyorsun peki?

Bazen hiç bir şey bazen eğitimli bir insan olduğum için usturuplu bir şekilde cevap veriyorum. “Hayır sensin mi salak” diyeceğim. Hakaret eden ya da hakarete veren yorumlar geldiği zaman karşılığında aklı başında cevaplar vermeye çalışıyorum.

İnsan en kolay bahane bulur. O kadar kolay ki bahanelerin isteğinden daha güçlüyse yapacak çok bir şey yok. Yani eğer isteğin şeyler bahanelerin önüne geçebilecek kadar gerçekten istiyorsan zaten yaparsın. Bahaneler seni engelleyemez. Ama bazen bahanen isteğinden daha güçlü olabiliyor. O zamanda onun karşısında yapılacak çok bir şey kalmıyor. Mesela spor yapmak.” Ben spor yapma çok istiyorum ama vakit mi var?” Var! Güney Afrika’da şahit olduğum bir şeydi bu. Saat 5 buçuk 6’da spora gidiyor insanlar 7’ye kadar spor yapıp duşlarını alıyorlar, 8’de iş başı yapıyorlar. “Kitap okuyacak vaktim yok”. Yok öyle bir şey. Ya da bir şeye başlamayı düşünüyorum ama nereden başlayacağımı bilemiyorum. Bak o zaman, ipin ucunu bul. Gençlere de hep söylüyorum. Bir şeyler hemen olsun istiyorlar. Bunun için çokta fazla bir şey yapmıyorlar. “Konservatuvara girmek isteyen bir öğrenci çok kazanmak istiyorum” demişti.. Ne yapıyorsun peki? Hiç.İyi bir kemancı bir parçayı iyi bir şekilde çalabilmek için her gün en az bir saat çalışıyor. Hem de o böyle kafa şişiren egzersizleri yapıyor, sonunda son 10 dakikasında o parçayı çalıyor bırakıyor köşeye. Ancak öyle kendini geliştirebiliyor. Bir öğrencinin,  bir oyunculuk öğrencisinin de her gün mütemadiyen belli çalışma parçaları olması gerekiyor. Parçası var, konservatuvara hazırlanıyor. Her gün o parçanın üzerinden şöyle bir geçmesi gerekiyor. Bir öğrencim vardı. Çok güzeldi parçası. Sınava 2 hafta geldi. gitmiş parça uçmuş. Dedim “nedir bu hal”. “Ben bunu zaten biliyordum” diye hiç bakmadım.O zaten cepte diye hiç bakmamış. Dedim “artık değil geçmiş olsun.” Bizimi işler bahçe işçiliğine benzer. Bakarsan bağ olur bakmazsan dağ olur. Vücudunda da öyle her şey öyle. Kadınların buna dikkat etmesi lazım.

Güçlü kadın karşısındaki erkeğin gücünü dengeli tutar.

Bir kadını güçlü yapan şeyler nedir?

Bence bir kadını güçlü yapan şey kendi ayakları üzerinde durması. Bir birey olduğunu kabul etmesi. Öyle can diyebilmesi. Emin olun benci olmak bencil olmakla aynı şey değildir. Öyle can demek bencillik değildir. Geçen gün bir arkadaş çok güzel bir karikatür göndermiş. Bir baba çıkıyor dışarı birde anne dışarıda vakit geçiriyor. Ona verdikleri tepkiler. Baba kuaföre gidiyor “kesim nasıl olsun” diyor kuaför.  Anne kuaföre gidiyor bir kız var saçını çekiştirip duruyor. Parka gidiyor adam “Ooo ne hava da güzel değil mi?” diye soruyor, anneye ise dönüp çocuğu kime bıraktın. Sanki çocuk sadece kadının yaptığı ve kadının sorumlu olduğu bir şeymiş gibi toplumda. Öncelikle rol dağılımı da yapar güçlü kadın. Güçlü kadın karşısındaki erkeğin gücünü dengeli tutar. Bana annem çok önemli bir şey söylemişti. benim karşıma canavar çıkmadı, ben karşıma çıkanlardan canavar yarattım. Bu cümleden çok etkilenmiştim. Sen aslında kendi rolünü belirliyorsun. Biz diğer kadınların yatağını hazırlıyoruz.  Bizden sonraki kadınların, hayatında erkek çocuklarını yetiştirerek hazırlıyoruz. O yüzden güçlü kadının kesinlikle önce dengeli ve kontrollü olması gerekiyor. Güçlü kadın kendi gücünün farkına varıp sınırlarını çizebilen, gerektiğinde hayır diyebilen kadındır . Fedakarlık güç değildir. Fedakarlık konusu çok ince bir konu ve çok yanlış anlaşılıyor. Enayilik fedakarlığı karıştırıyoruz bazen ve çoğu zaman hatta. O yüzden kendinizi feda etmeyin. Bir kadın kendisini feda etmesin sevgi demek fedakarlık demek değildir.

Senin için fedakarlık nedir?

Fedakarlık kelimesini nasıl algıladığımı söylemem lazım. Feda etmek vazgeçmek, vazgeçebilmek bir erdem değildir. Vazgeçmemek bir erdemdir. O yüzden ben fedakar bir kadın değildir. Hayatımda hiç bir şeyi bir şey için feda etmeyeceğim. Kimseyi bu şekilde cezalandırmayacağım. Ben sizin için hayatımı feda etim diye cezalandırmayacağım çocuklarımı. hayatımı yaşayacağım o da hayatını yaşayacak. Birlikte güzel bir hayat kuracağız, onların güzel hayatı için kendi hayatımdan vazgeçmeyeceğim. Sizden hayatınızı feda etmenizi isteyen benciller kızar sadece. Kendileri bencil çünkü.

Çılgınca ev aradığımı biliyor olmak onların benimle daha çok empati kurmasını sağlıyor.

Akasya Ana kısa sürede çok sevilen bir karakter oldu ve tutuldu. Bu kanalın başarısını neye bağlıyorsun?

Tamamen ön görü aslında. çünkü böyle bir ihtiyaç olduğunu gördük. Uzmanların açmış olduğu, çok bilgilendirici kanallar var. Ben öyle olmak istemedim açıkçası. Kimse benim neyi ne kadar bildiğimi görmek istemiyor. Aslında herkes benim ne kadar saçmaladığımı, nasıl hatalar yaptığımı, benim de nasıl lohusa dönemini sızlanarak gerçirdiğimi  görmek istiyorlar. Ve beceriksizliklerimi de görmek istiyorlar. Eskisi gibi yıldız star oyuncu kavramları yok. Takipçiler artık gerçek insanları görmek istiyor.  Kendisi gibi olanı görmek istiyorlar. Hala yüksek, lüks hayatları takip etmeyi çok seviyorlar. Bazen takipçilerine baktığım kişiler var. “Bunu niye takip ediyor” diyorum. Çok zengin kadın, acayip geziyor, harika bir mutfağı var insanlar böyle estetik şeyleri de takip etmeyi de seviyor. Yazı içerik gibi de kendilerine benzeyen, kendileri ile aynı sorunları problemleri yaşayan günlük hayat gaileleri olan insanları takip ediyorlar. Çılgınca ev aradığımı biliyor olmak onların benimle daha çok empati kurmasını sağlıyor. Biz de ev arıyoruz diyorlar ve aramızda organik bir bağ kuruluyor.

Zaman zaman videolarında Akasya Ana’yı, Serdar Baba ile görüyoruz. Serdar Baba’nın bu başarıdaki rolü nedir? Videolarının izlenirlirliğine bakıldığında sence genel olarak toplumdaki ortak kanı anneler üzerinden mi babalar üzerinden mi oluşuyor?

Serdar babanın benim başarımın üzerinden inanılmaz bir etkisi var. Ama ekranda görünür olur tarafı ile değil. Görünmeyen tarafı ile. Çünkü serdar kurumsal bir hayattan geliyor. Daha doğrusu organizasyon ve sponsorluk alanında tecrübe kazanmış, yöneticilik yapmış biri. Şu an da danışmanlık gibi bir sürü iş yapıyor. Benim danışmanım, internet üzerinde menajerim o. İçeriği belirlemiyor ama stratejimi belirliyor. Gerçekten şu an da bir parça başarılı olabildiysem benim creatif tarafım bunun sadece yüzde 40’dır. Geri kalan yüzde 60’ı hatta belki haksızlık etmeyeyim daha fazla Serdar’ın istikrarı ve planlama kabiliyetidir. Gerçek bir stratejist kendisi. Ekran önünde gözüken Serdar Baba ise bizimde gerçek, yine dediğim gibi problemleri olan, münakaşa eden, tartışabilen bir çift olduğumuzu gösteriyor. Serdar benim gibi oyuncu değil gerçek hayattan bir insan. Gerçek hayattan bir baba modeli. Hem de su katılmamış bir baba modeli. Özellikle erkekler kendilerini onda görüyor. Kadınlar neden onu bu kadar tuttular tam bilemiyorum. Zaman zaman sadistçe bulabiliyorum kadınların onun tarafını tutmasını.

Herkes beni sevmiyor aslında. bana haset edenlerde var. Bu  işin güzel tarafı da bu sadece seni çok sevmiyorlar. Merak ediyorlar, sadece sevdikleri için değil. “Bakın ne yapmış diye de merak ediyorlar.” Bir de benim baskın bir karakter olduğunu görüp, bunu kolay kolay kabul edemiyorlar. Aslında ben de bile kendi içimde kabul edemiyorum zaman zaman. Serdar aslında çok çok daha baskın. Bir videoda sözünü kesiyormuşum gibi gözükmüş ama ben o videonun moderatör olduğundan sürekli de bana süreyi hatırlattıklarından onun zaman zaman bayılır anlatırken sarmala girmeye öyle bir görevim var diye onu toparlamak için susturdum. Vay sözünü kestin. benim anneannem öyledir. Bizde nedense erkek pek kıymetli. En ufacık bir gelsin çay kaşığını bardağına koysun. Bak nasıl düzgün çocuk der anneannem. Hemen bizden bir sürü hizmet bekler. Bir erkeğin bir şey yapmasını pek beklemez yani. Ondan sonra neden böyle şeyler oluyor derler. Neden erkekler ve kadınlar eşit değil. Çünkü bu ailedenbaşlıyor. Serdar’ı seviyorlar çünkü bir de erkek sesinin olması gerekiyor. Ne olursa olsun bu benim kanalım. Serdar hep olsaydı o kadar güzel olmazdı zaten. Arada sırada konuları biriktirip çıkıp konuştuğu zaman nefis oluyor. Benimde aslında ekmeğime yağ sürüyor. Sürekli olsa biraz zorlanırdık. Hem profesyonel olmadığı için hem de içerik çıkarmakta. Çünkü anaçlık diye bir şey var ama babaçlık diye bir şey yok. Sadece diyebilirim ki. İşin arka tarafında Serdar’ın büyük bir rolü var. Ama o da dediğim gibi mesleki açıdan “cuk” oturduğu için öyle. Şansıma iyi bir danışmanla birlikteyim.

Birazda annelikten bahsedelim, şu an Pera isminde dünyalar tatlısı bir kızın var, annelik hayatında neleri değişti? Pera’dan önceki hayatından eler yapıyormuşum diyor musun?

Pera’dan önceki hayatımdaki Akasya’dan çok memnundum sonrakinden daha memnunum. Ben aslında doğurma ve anne olma adımını es geçmeye hazırdım. Çünkü 38 yaşındaydım, hayatımda ciddi bir ilişki yoktu, ne de bebek düşünceai. Yine uzaklarda bir yerlerde hep çocuğum olacakmış gibi gelirdi. İlerde bir gün derken oldum 38 yaşında… Bir kadının 45 yaşına kadar yolu vardır anne olmak için. Elini çabuk tutmak isteyenler olacaktır ama yine de çok acele etmesinler derim. Ne geç kalsınlar ne de acele etsinler. Kontrollerini yaptırsınlar. Vakti varsa önce hayatta ki hayallerini ideallerini gerçekleştirsinler. Anne olmadan önce yapılması gereken 10 şey diye bir video çektim hatta kanalımda. Gezsinler dolaşsınlar sevgiliyle eşiyle birbirine doysunlar. Hayallerini gerçekleştirsinler okuması gereken okullar varsa okusunlar. Bunlar elbette çocukla da yapılabilir Hazır bunları sıraya koyma gibi şansları varken sıraya koyup yapsınlar Parantez içinde söylemek istiyorum sıraya koymadıkları zamanda da yapabilirler. Anne olmayı eğer es geçseydim neleri kaybedeceğimi gördüm aslında. Bir kadının doğadaki herhangi bir canlı gibi herhangi bir memeli bir canlı gibi kuş, solucan gibi hatta anne olmasının ne kadar doğal ne kadar hayat döngüsünün parçası bir şey olduğunu fark ettim. Eğer onu yapmasaydım bir şekilde bu döngümü tamamlamamış olacağımı fark ettim. Yarım annelik gibi tabirler var. Evet çok kırıcı ve üzücü ben oradan bakmak istemiyorum. Üstüne üstelik yaşayamayan insanlar var. Bir ayrıcalık olduğunu farkındayım bunun için şükrediyorum. Ama şunu diyebilirim ki insan kadın denilen canlının en önemli dönemlerinden bir tanesi doğurmak anne olmakmış. Yani biz doğuyoruz büyüyoruz ya o doğuyoruz büyüyoruz anne oluyoruz ve ölüyoruz. Onu fark ettim. Baya bir hayat yaşam parçasıymış.

Şaşırtıcı bir şekilde gerçeğe en yakın hamileyi oynamıştım.

Bunu anne olunca mı anlıyoruz?

Evet. Çünkü daha önce kesinlikle böyle düşünmüyordum. Güzel bir bir şey ve özel bir duygu olduğunu hissediyordum. Çünkü senin içinde onun kökleri olduğu için o duyguyu hissediyorsun aslında. İşin gerçek yüzünü mekanizmanın nasıl çalıştığını görünce zaten hem şaşırıyorsun hemde şimdi anladım diyorsun. O sütler gelmeden o değişikler vücutta olmadan bunu tahmin etmek çok zor. Kendini bir annenin yerine istediğin kadar koy. Ben hamile bir kadın oynamıştım. Hem de hamile kalmadan önce. Bir arkadaşım hamile oynarsan hamile kalırsın demişti. Kendi hamile rolününün de  fotoğrafını göndermişti. Aynen dediği gibi oldu. Ve şaşırarak fark ettim ki çok çok doğru bir hamile oynamışım. Nasıl bunu hissettim bilmiyorum. Gerçekten oyunculukta hafif bir çatlak meslek biliyorsunuz. Normal bir insanın yapabileceği bir şey değil. Olmadan böyle bir şeyi hayal edersin ama gerçeğini o kadar yapamazsın diye düşünürüm ben. Şaşırtıcı bir şekilde gerçeğe en yakın hamileyi oynamıştım.

Bir de en iyi annelik yapabildiğin anneliktir.

Annelik kalıplarını kabul etmediğini belirttin ve anneliğin öznel olduğunu birçok kez ifade ettin sen nasıl bir annesin? Eskilerin ritüellerine karşı bakışın

Ben bazen o annelerin yaptığı şeylere bayılıyorum. Bazen yaptıkları şeyler o kadar güzel o kadar kendiliğinden gelişiyor ki hayranlıkla izliyorum. Anneannem inanılmaz komik şeyler yapabiliyor. Çocuğa bazen tatsın diye şeyler veriyor, şaşırıyorum. ama. “Çocuk onun tadını alsın” diyebiliyorlar. Çocuğa herhangi bir zarar vermediği sürece ritüeller benim canım, hepsini kabul ediyorum. Çünkü yarı modern yarı klasik bir anneyim. Tam modern yeni kafa annelerden değilim. Yardımı çok kabul ediyorum. Bazı arkadaşlarım var çok hırsılar. “Ben tek başıma büyüteceğim, ben emzireceğim.” Perişan olduklarını gördüm. Modern hayatta o kadar kolay değil, o kadar da dayanıklı değil onlar. Biz bu elimizde çamaşır çitelemedik, biz bulaşık yıkamadık.  Her ne kadar bebek bezleri eskisi gibi olmasa bile çocuk bakımı çocuk bakımıdır. Bizim kuşak eski kuşak kadar yatkın değil. O yüzden perişan oluyorlar. Ben bunu kafadan görüp yardımları ve eleştirileri de kabul ettim. Hep dinledim insanları. Bazen bilmişlik yapıp, parmak gösterenlere çok kızıyorum. O tarz bir yaklaşıma tepkim sert oluyor. Gelişine ben de geldiği hızla geri yolluyorum. Ne olursa olsun her annelik biricik. Bir de en iyi annelik yapabildiğin anneliktir. Çünkü kimi annelerin sütü yetmiyor diye duygusal işkence yapanlar, çocuğu ile iletişimini eleştirenler var. İşe gitmek zorunda olan anneye neler neler söyleyenler var. Onların hepsi defolsunlar gitsinler. Bana bu konularla ilgili dert yanan anneleri de hemen kollarımın arasına alıp, “çocuğuna yetiyorsun merak etme o seni çok seviyor, sen çocuğunla kaliteli vakit geçirebilirsin, çocuğuna sütün yetmiyorsa yetmiyordur” diyorum. Herkes çocuğunu anne sütü ile emzirmedi. Kendilerini hırpalama diye kendimi hırpalıyorum genelde. Çünkü annelere ve anne adaylarına nasıl davranılması gerektiğini kesinlikle bilmeyen bilmeyen bir ülkedeyiz. Ne modernler ne de klasik bunlar. Modernler daha sert daha acımasız, kendilerini çok fazla karşılaştırıyorlar birbirleri ile. Kendinden aynı performansı bekleyen bir anne arkadaşım; “İkiz çocuklarım olacak onları nasıl emzireceğim. Emzirme uzmanı bir tane kadın beni azarladı,  git o zaman başka yerden süt al. demiş. Başkasının sütünü çocuğuma nasıl vereceğim” diye delirmişti. Şimdi kendisi emzirme kampı kurdu resmen. Maşallah sütü de geliyor. Ve etrafına da o da ahkam kesmeye başladı. Çünkü yapabiliyor ve gerçekten zor bir şey. Emzirebiliyorum diye bir şey yok aslında. Oldukça zor bir şey. Ciddi bir süre sabır programlama uyum gerektiriyor. Dans gibi bir şey. Bunu yapabilenler çok ciddi bir fedakarlık yapıyor hayatlarından, sen yapmadığın zaman sana kızıyorlar ama en çok kendilerine kızıyorlar. Sana kızmazsa kendine kızacak. “Ben bunu niye kendime yaptım, o niye yapmıyor, çocuğu da tosun gibi.” O formula bebeleri anne sütünden daha farklı oluyor. Formulanın yamru-yumru gibi organik olanın k, pırıl pırıl parlak. Şimdi hangisini yerdim hangisini övdüm bilemedim ama ikisinin artıları ve eksileri var. Tabi doğal büyüyen çocuk önemli ama onu büyüten anne için o öyle değil. “Benim çocuğumun boyu, kilosu niye böyle değil. O nasıl geziyor. O nasıl saçını boyatıyor.” İki sene emziren kadın hayattan tecrit ediyor kendini. Etmek zorunda o süt gelecekse o kilolar duracak. Bak doğruya doğru şimdi. Ben 7. ayın sonunda bıraktım emzirmeyi. Saçımı boyatıyorum, istediğim şeyi kullanıyorum, kilo verdim. Kızda bayılmıyordu ben de bayılmıyordum emzirmeye doğruya doğru. Bırakmayan, bunu çocuğuna yapmak istemeyen fedakar anne çok öfkeleniyor doğal olarak. Aslında doğal olarak öfkleniyorlar, haksız değiller. Emzirmeyen annelere de o kadar yüklenmesinler onun sebebi benimki gibi değil. Çoğu gerçekten çok çabalıyorlar ve vücutları yapmıyor ve çok üzülüyorlar. Gidip ona “sen nasıl veremiyorsun, sen nasıl annesin demeyin.”  Bana gelsin desin. Çok umurumda değil, ben rahat bir insanım.

Mimar Sinan Üniversitesi Konservatuar mezunusun. Senin için öncelik tiyatro mu sinema mı?

Sinemayı seçenek olarak koyamıyorum. Sinema çok büyük bir sektör değil zaten. Butik bir şey Türkiye’de hala. Dünya sineması diye bakarsan pek değerlendirilebecek işler yok. Onun dışında genel olarak Türk sineması dediğimizde çok ufak bir endüstri çıkıyor karşımıza. Onu bir seçenek olarak göremiyoruz. Ben zaten işlere sinema tiyatro diye değil iyi proje diye bakıyorum. Benim için önemli olan iyi bir projede oynamak. Bundan sonra deseler ki sinema yapacaksın tiyatro yapmayacaksın üzülürdüm. Ben sahneyi çok seviyorum. Sahnede olmakla kamera önünde olmak aynı şey değil. İkisi de çok güzel, birbirinden farklı çok büyük zevkler. Ben performans sanatçısıyım.

Yeni oyun var mı?

Yeni bir oyun geldi. Okumasını yapacağım. benim için öncelik tiyatro dediğim gibi. Bu sene bir tiyatro oyunu olacak. İsterim ki bir sinema projemde olsun. Geçen sene enkazda oynadım. Enkaz zor bir işti. Nasıl oynadım hala inanmıyorum. Ben 17 Ağuştos’ları ne kadar fena diye anıyordum. Midem şimdiden yanmaya başlıyor. Enkaz’da oynadıktan sonra cidden enkazdan çıktım. Hiç ummuyordum. Ne olacak ki? Enkazda 3 geçiriyormuşum. Oyuncuyum ben .Öyle olmadı. 3 gün toz yuttum çok ağır bir roldü. Çıktığımda kendime gelemedim, hastanelik oldum. Boğazım bembayza iltihap oldu. Bunun sebebi toz toprak değil, yaşadığım psikolojiydi. Çok enteresan ama sanki ben o depremde enkazdan çıktım. O yüzden şimdi hiç normal bakmıyorum. Bütün depremler beni çok etkiliyor. Hatta aslında oyunculuğa bakışımı falan değiştirdi. Evet böyle tehlikeli roller, uçurum rollerde var.  Bundan sonra her şeyi oynamayı düşünmüyorum. Oynadım üstünden geldim ama o da benim üstümden geldi. Enkazı seyrettim diyorlar. “Güzelim günün berbat oldu” diyorum. Çok ağır bir film. Çok iyi bir performanstı benim için. Ama bir kere seyrettim bir daha seyredemem. Fragmanını bile paylaşırken dayanamıyorum.

Bu sene Gergedan Yapım ile  2 proje üzerine konuşuyoruz. Onlarla çalışacağım. Çok heyecanlıyım. Güzel bir oyun gelecek. 2 oyun aslında, bir tanesi olacak. Bir tanesi 2 kişilik bir tanesi tek kişilik. Çok heyecanlıyım, buraya gelirken araba çığlık falan atıyordum. Size gelirken geldi haberi. Menajerim aradı. Sana çok bomba haberim var demişti.

Daha önce tek kişilik oyun oynadın mı?

Eğer olursa ilk defa olacak.

 

Tarzı farklı olan bir çok yapımda oynadın en çok keyif olarak oyunculuğunu sergilediğin rol hangisi?

Özen Yula’nnın Kırmızı Yorgunları diyebilirim.

Son olarak, bir oyuncu olarak benimsediğin sinema tarzı nedir? Oyuncu olarak kuralların var mı?

Ben festivale gidecek kadar kaliteli işlerde oynamayı seviyorum. Gidip bir komedide oynamaz mısın? derseniz oynarım.  İnsanları güldürmeyi çok seviyorum. Eğer kayda değer bir şey oynadıysam güzel bir gişe filmi beni mutlu eder.İnsanları güldürmeyi zaten çok seviyorum. O yüzden kayda değer bir şey oynadığıom sürece çokta fark etmez. İyi bir filmde oynayıpta  festival festival gezmenin de tadı hiç bir şey de yok. Eğer sinema derseniz öyle bir şey isterim.
Yeni bir kuralım var aslında. Bir daha enkazda oynadığım gibi sert, beni o kadar çok yıpratacak bir rolde oynamam. Bir de yeni bir yönetmenin ilk filminde oynamam. Risk almak istemiyorum.  Bir yönetmenin ilk filmi baya riskli bir şey. Öyle oynayacaksam en azından kısa filmini görmüş, kimlerle çalıştığını görmüş olmam gerekiyor. Başarılı bir kısa film mi ? Ancak öyle çalışırım.

2 YORUMLAR

  1. Oldukça etkili bir röportaj olmuş. Daha önce danışmanlık yapmış biri olarak bencil ile benciliği karıştırma kısmına kesinlikle katılmaktayım. Yürekten kutlarım…

  2. Bayılıyorum sana Akasyaaaaaaaa! sen benim idolümsün. oyuncu olduğm zaman mutlaka karşılaşıcaz. Kendimi hazır hissedince karşıina çıkacağım.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here