Fantastik evren ile ilgili tutkuları olan, hayatının içinde izlediği seyirler yer eden ve izleyen herkese o yapım ile ilgili bilinmesi gerekenleri, herkesin anlayacağı bir düzen ile aktaran Nilüfer Baş. İzlediğiniz dizi, kitap ve filmlerle ilgili merak ettiklerinizi eğer Nilüfer izlediyse çok şanslısınız. Çünkü merak ettiklerinizi size aktaran, gelecek bölümlerle ilgili tahminlerde bulunan, ve unuttuklarınızı hatırlatan bir youtuber Nilüfer. Dizi, film izleme veya yeni bir kitap okuma konusunda  zorluk çekiyorsanız Nilüfer’in kanalından çok kolay fikir edinebilir, bu tatlı izleme-okuma serüvenine onu da dahil edebilirsiniz.

Röportaj: Hilal İpekçi

Klasik bir soru ile başlayalım. ☺ Nilüfer Baş Kimdir?
24 yaşında, Ankara’da yaşayan, ilgi alanlarını youtube aracılığıyla paylaşmaktan keyif alan bir yüksek lisans öğrencisiyim.

Peki, fantastik mecralara olan ilgin dışında seni tanımlayacak öğeler neler?
Küçüklüğümden beri en büyük tutkularımdan biri tiyatro oldu. Amatör olarak her zaman, bir şekilde tiyatroyla ilgilenmeye çalıştım. Bunun dışında seyahat etmek, yeni bir yer keşfetmek, farklı farklı insanlarla ve kültürlerle tanışmak en sevdiğim şeyler sanırım. Sürekli bir uğraş içerisinde olmam gerektiğini hissediyorum. Beni fiziksel ve ruhsal olarak en çok yoran şey, bir şey yapmamak. Yenilikler ve değişimler bana inanılmaz heyecan veriyor.

Birkaç video sonra bırakırım diye düşünüyordum. Beklediğimden daha çok ilgi görünce, devam etmeye başladım.

Tüm hayatını dizi, kitap ve filmlerden oluşuyor gibi gözlemliyoruz. Peki, kamera arkasındaki Nilüfer Baş neler yapmaktan hoşlanır?
Tamam bazen tüm günümü bir kitabı okuyarak, art arda bir sürü bölüm dizi izleyerek geçiriyorum ama hayatım elbette bunlarla sınırlı değil 🙂 Kanalın belli bir içeriği varken, özel hayatımdan paylaşımlar yapmak istemediğim için öyle yansıması çok doğal. Yazı yazmaktan çok hoşlanıyorum mesela. Ankaralılar bilir, herkesin deniz yok diye burun kıvırdığı bu şehirde gri binaları izleyemeyeceğiniz için arkadaşlarınızla bir araya gelir ve artık müdavimi olduğunuz mekanlarda saatlerce sohbet edersiniz. E ben de kamera arkasında bol bol arkadaşlarımla vakit geçiriyorum. Kolay kolay evde durmuyorum, kendimi mutlaka dışarı atmam gerekiyor. Bir yandan yüksek lisans yapıyorum. Fırsat buldukça farklı şehirlere kaçmaya çalışıyorum.

Youtube’a nasıl başladın? Ve Youtube hayatında neleri değiştirdi?
Youtube’a tam anlamıyla bir anda başladım. 2 yıldır kafamda bu fikir dönüp duruyordu ama oyun kanalı açmayı düşünüyordum. Üşengeçliğimi bir türlü atamadım bu konuda. Daha sonra Game of Thrones ile ilgili teoriler okurken, bunu video haline getiren yabancı youtuberlar gördüm. Zaten her bölüm sonunda arkadaşlarımla bölümün kritiğini yapıyorduk ve ben kitaplardan bilgiler veriyordum. İzlediğim bir bölümün ardından okuduğum birkaç teorinin doğrulandığını düşündüm ve “bu sefer kameraya anlatmayı deneyeyim” diyerek video çekmeye başladım. Birkaç video sonra bırakırım diye düşünüyordum. Beklediğimden daha çok ilgi görünce, devam etmeye başladım. Youtube hayatımda radikal değişimlere sebep olmadı henüz ama elbette günlük yaşantımı etkiledi. Dışarı çıktığımda beni tanıyanlar oluyor, hiç tanımadığım kişilerden “senin önerinle bunu okumaya başladım, şunu izlemeye başladım” mesajları alıyorum. Bunlar güzel şeyler.

Youtube karşılıklı bir platform, elbette her türlü eleştiriyi dikkate almalıyım.

Youtube’da geri dönüşümü besleyen şeylerden en önemlisi düzenli içerik eklemek. Bir videoyu editlemek ve feedbackleri sağlamak ne kadar zamanını alıyor? Yorulduğun, sıkıldığın zamanlar oluyor mu?
15 dakikalık bir video hazırlığı, çekimi, editlemesi, yüklemesi ve yorumları takip etmesi derken neredeyse tüm günümü yiyor. Teknik olarak devasa şeyler yapmıyorum ama tamamen acemi olarak başladığım bir işte kendimi geliştirmeye çalışıyorum. Çoğunlukla bütün bu evrelerde keyif alarak yapıyorum, sıkıldığımı hissettiğim an bırakırım zaten çünkü youtube hala benim işim değil ama elbette yorulduğum zamanlar oluyor. Teknik durumlar yorabiliyor, inanılmaz enerjik bir şekilde çektiğim videoların teknik sorunlar yüzünden silindiği ve o videoları yeniden çekmek zorunda kaldığım oldu. Bir yandan “bu videoyu yetiştirmeliyim” stresi de varsa, gerçekten yorgun hissediyorum ama en sonunda öyle güzel geri dönüşler alıyorum ki, “iyi ki ne yapıp edip bu videoyu yayınlamışım” diyorum.


Etkili iletişim, akıcı konuşmanın ötesinde önerdiğin ve bahsettiğin dizi, kitap,filmlerle ilgili doyurucu bilgileri tek tıkla insanlara sunuyorsun bu da izlenmen için çok cazip şeyler. ☺ İzleyici kitlen ile etkileşimin nasıl ilerliyor ve hoş olmayan yorumlar alıyor musun?
Kanalın abone sayısı her gün büyüyor ama bir kemik kitle var ve ben o izleyici kitlesini çok seviyorum. Bir video yükledikten sonra mutlaka bütün yorumları okuyorum ve soruları cevaplamaya çalışıyorum. Artık pek çok takipçimin ismini biliyorum, başka platformlarda da etkileşim halindeyiz. Her yaştan çok tatlı insanı tanıma fırsatım oluyor. O yüzden kitle konusunda çok şanslı olduğumu düşünüyorum ama elbette sayı arttıkça hoş olmayan yorumlar da artıyor. Bazı kişiler “umursama, boşver, neden takılıyorsun?” diyor bana ama neden umursamayayım ki? Youtube karşılıklı bir platform, elbette her türlü eleştiriyi dikkate almalıyım. Karşı taraf düzgün bir dille, videoda beğenmediği kısımları mantıklı bir şekilde açıklayınca sağlıklı bir tartışma ortamı oluşturabiliyoruz. Ben bunu seviyorum ve kötü yorum olarak görmüyorum. Bir hatam olduğunu düşündüğümde herkesten önce ben kendimi eleştiriyorum zaten. Benim için kötü yorum küfür, hakaret, emeğe saygısızlık demek. Bunlar dışında her yoruma sonuna kadar açığım.

Artık pek çok takipçimin ismini biliyorum, başka platformlarda da etkileşim halindeyiz.

 Olumsuz yorumlar karşısında nasıl tepki veriyorsun?
Bazen çok sinirlendiğim oluyor elbette, özellikle fiziksel görünüm veya cinsiyetimle ilgili bir yorumsa. Bazen de yanlış anlaşılıyorum, o durumlarda üzülüyorum. İnsanlar her türlü eleştiriyi gelip birebir bana yaparlarsa, kendimi anlatabilirim, tartışabiliriz ve aynı şeyleri düşünmesek bile ortak bir paydada buluşabiliriz. Hep şunu diyorum, ben ilgi alanlarını daha büyük bir arkadaş grubuyla paylaşan biriyim sadece. Her şeyi aklımda tutmam, her şeyi doğru bilmem mümkün değil. Yanlış bir bilgi verdiğimde örneğin saldırgan davranmak yerine yapıcı yaklaşabilirler diye düşünüyorum ama bütün bunlar gerçekten çok küçük bir oran. Dedim ya, şanslıyım. Çok fazla olumsuz yorum almıyorum.

Game of Thorenes ve Harry Potter gibi transmedya anlatılarını bu kadar tutkulu sevmeni ve takip etmeni sağlayan şey nedir?
Harry Potter demek çocukluğum demek. Harry ile hemen hemen aynı yaştayken güncel olarak takip ettiğim, dolayısıyla duygusal bağ kurduğum bir seri. Sevgimin sebebi bu sanırım, hayatımın çok büyük bir kısmı Harry Potter’ın yeni kitabının çıkmasını beklemekle geçti. Yaşları benimle yakın olan Harry Potter severlerin beni çok iyi anlayacağını düşünüyorum. Onun dışında, ben kitap okumayı gerçekten seviyorum. Fantastik edebiyatı çok seviyorum evet ama her türde kitabı okurum, severim. Genel olarak sinemayı ve edebiyatı tutkuyla seviyorum. Bende pek ara duygu yok, ondan olabilir 🙂

Peki, nasıl başladın bu yapımları izlemeye?
Güncel olarak yeni çıkan filmleri, dizileri oldum olası takip etmeye çalışırım. Konusu ilgimi çekerse, izlemeye başlarım, seversem devam ederim. Bir şekilde denk gelmişimdir ve izlemişimdir, yani herkes nasıl izlemeye başlıyorsa öyle 🙂

Bugüne kadar çok başarılı yerli dizilerimiz kesinlikle oldu ama artık televizyon başına geçip 3 saatlik dizi izleme devri bitiyor.


Game of Thorenes ve Harry Potter vazgeçilmezlerin, bu yapımların haricinde en beğendiğin dizi, film ve kitaplar hangileri?
Kanalın en çok ilgi gören içerikleri bunlar ama aslında ben bir sürü filmden, diziden, kitaptan bahsettim bugüne kadar. Çok sevdiğim o kadar çok eser var ki, gerçekten karar vermek zor. Zaten bu “en”li sorular konusunda inanılmaz başarısızım. Nasıl karar verebiliyoruz en sevdiğimiz kitaba mesela? Ben karar veremiyorum. En demeyeyim de, çok sevdiğim ve şu an aklıma gelenlerden bahsedeyim. House of Cards, Friends, Shameless, Vikings çok sevdiğim diziler mesela. Yakın zamanda çıkan dizilerden Stranger Things’i ve American Gods’ı çok seviyorum. Film değil de yönetmen söylemek daha kolay olacak benim için, Kieslowski’nin filmlerine bayılıyorum. Trier’in filmlerini seviyorum. Kitaplar içinse, Ursula Le Guinn, Jose Saramago’nun kitaplarının her birini çok seviyorum. İhsan Oktay Anar’ı çok keyifle okuyorum. Otostopçunun Galaksi Rehberi için en sevdiğim bilim-kurgu serisi diyebilirim. Bu liste uzadıkça uzar 🙂

Sence Game of Thrones kadar dizi dünyasını değiştirecek ve ses getirecek yeni bir yapım gelir mi?
Elbette gelir ama ne zaman? Ondan önce Lost bu kadar ses getiren bir etki yaratmıştı örneğin. Game of Thrones bittikten sonra elbette başka bir diziyle yeni bir kırılma yaşanır. Westworld ufaktan bu vaatle geldi ama çok başarılı bir dizi olmasına rağmen Game of Thrones’un ilk sezonu kadar ses getirmedi. Şu an büyük bütçeli ve “film tadında” diziler bile sıradanlaşmış durumda. Yani çekimlerin harika olması bile bir yenilik gibi görünmüyor, olması gereken bir nitelik sayılıyor. O yüzden ciddi bir etki bırakacak yeni bir diziyi ben de büyük bir merakla bekliyorum 🙂

Türkiye’de ki izleyicileri nasıl değerlendiriyorsun? Türkiye’de fantastik bir dizi çekseler nasıl karşılanır.? ☺
Türkiye’de ciddi bir yabancı dizi izleme oranı olduğunu düşünüyorum. Özellikle genç yaş grubunda eminim ki hemen hemen herkesin en azından 1 tane izlediği yabancı dizi vardır. Bugüne kadar çok başarılı yerli dizilerimiz kesinlikle oldu ama artık televizyon başına geçip 3 saatlik dizi izleme devri bitiyor. Bitsin zaten. Çok daha özgün ve büyük bütçeli yapımlar izleniyor. Bu da dizilere karşı bakış açısını değiştirip, izlenilen her yapımda belli bir kalitenin aranmasına sebep oluyor. Bizdeki fantastik yapım örnekleri maalesef sadece komik olabiliyor ve bu iyi anlamda bir komiklik değil. İyi bir fantastik dizi için çok iyi bir senaryo ve ciddi bütçeler gerek. Yerli bir fantastik dizi olduğu takdirde, izleyici kitlesi zaten halihazırda çekilmiş başarılı yabancı dizileri izlemiş olacak ve ister istemez karşılaştırma yapmış olacak. O yüzden beğenilmesi gerçekten zor ve çok riskli bir alan olduğunu düşünüyorum. Yavaş yavaş yerli dizi sektörü de internet üzerinden şekillenmeye, gelişmeye başlıyor. Bu gelişme aynı şekilde devam ettiği takdirde iyi bir yerli fantastik dizi görmememiz için bir sebep yok ama şu aşamada olumlu geri dönüşler olması çok zor.

Video kameranın icadı ile 7. Sanat dalı sinema; günümüzün en popüler ve ulaşılabilir sanat dalı oldu. Seninde sinemaya, dizilere bu kadar ilgin var, neden bununla ilgi bir bölüm okumadın?
Evet sinemayı her zaman çok sevdim ama kamera arkasında bir iş hiç düşünmedim. Radyo, sinema, televizyon okuma fikrim hiç olmadı. Ben aslında tiyatro bölümü için konservatuvar sınavlarına hazırlanmak istiyordum 🙂 Ama “iş kaygısı” olan aileleri ikna etmek o kadar da kolay değil. Uluslararası İlişkiler bölümünü de çok severek okudum, isteyerek seçtim çünkü yine ilgi alanlarıma hitap eden bir alandı ama hayalim değildi. Aileler maalesef kendilerince “gerçek” olan mesleklere yönelmenizi istiyor ve 17 yaşındayken buna karşı çıkmanız çok da mümkün olmuyor. Hayalini kurduğunuz şeylere hobi olarak devam edebileceğiniz fikri kafanıza işleniyor. Aileleri suçlamıyorum elbette, her aile çocuğu için iyi bir gelecek kurmak istiyor ama benzer durumu yaşayanlar varsa ve ne istediklerine eminlerse, kendi bildikleri yolda ilerlemelerini öneririm 🙂 İlerde pişman bile olsalar, bu, kendi pişmanlıkları olur en azından.

Yeni bir şeyler öğrenmeden yaşayamayanlardan mısın?
Evet! Araştırmayı çok seviyorum. Sevdiğim konularda hep daha fazla bir şeyler öğrenmeyi istiyorum. Yeni bir şey öğrendiğimde “ne kadar az çok şey biliyorum” diye düşünüyorum her zaman. Olağanüstü bir şey yapmıyorum, atomu parçalamıyorum elbette. Sadece bir film izledikten sonra onun yönetmeni kimmiş, film nerede ve ne zaman çekilmiş, nerelerden ilham almış gibi çok temel bilgiler bile bir şeyler öğrenmenizi sağlıyor.

Youtube son yıllarda bir kazanç aracı olarak çok popüler; Peki, sen youtube’dan para kazanıyor musun?
İzlenmelerden ne kadar kazanılırsa o kadar 🙂 Youtube’a başlamadan önce “Türkiye’de çok az para kazanılıyor” diyenlere inanmıyordum ama gerçekten öyle olduğunu gördüm. İzlenmelerden gelen gelirle kesinlikle harcadığınız zamanın ve emeğin karşılığını alamıyorsunuz. Ben youtube’a profesyonel bir iş amacıyla başlamadım, o yüzden bunu dert etmiyorum. Elbette markalarla işbirliği yapıp hayatımı sürdürmeme yetecek bir kazancım olsa, harika olur. Tüm zamanımı kanala verip, iş haline getirebilirim ve çok sevdiğim bir çalışma ortamım olur. Bunu elbette isterim ve iş haline geldiğinde kafamdaki pek çok içeriği hayata geçirebilirim ama şu an böyle bir durum yok.

Son olarak; ilerleyen zamanlarda dijital sektörde farklı projelerde veya bir iş kolunda olmayı düşünüyor musun?
Neden olmasın? Her yeni mezun gibi kendi alanımda iş arıyorum ama kişisel yeteneklerimin dijital sektör için çok daha uygun olduğunu düşünüyorum.

5 YORUMLAR

  1. çok güzel bir röportaj olmuş. özellikle harry potter ile büyüyen biri olarak videoları izledim. böyle kültür kanallarının çoğalmasını istiyoruz. tebrikler

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here