Anlatılmaz, yaşanır dediğimiz yazarlardan Aret Vartanyan. Sevgi dolu bir ailede büyüdüğünden olmalı ki, insan ayırmadan herkesi kucaklayan bir felsefeyle çıkmış yola. Buradan hareketle kurduğu yaşam atölyesinde, insanı kendisiyle tanışmaya davet ediyor diyebiliriz. Hal böyle olunca da hem kitapları hem de yaşam atölyesi yoğun ilgi görüyor.

Alçak gönüllüğü ve samimi cevaplarıyla bizi aydınlatan Aret Vartanyan ile hem yaşama ve aşka dair hem de kitapları ve yaşam atölyesi üzerine aydınlatıcı ve keyifle okunan bir sohbet gerçekleştirdik. Gelin hep birlikte keyifle okuyalım.

Röportaj: Dilan Eser

aret vartanya 11

Bir Kültür Zenginliği;

1.Farklı kültürlere ve dinlere sahip renkli bir ailenin çocuğu olmanız size, farklı da olsa insanların ortak noktalarını yakından gözleme fırsatı sunmuş olmalı. Bunun, insanları tanımanız ve buna yönelik kitaplar üretmeniz üzerinde etkisi olmuş mudur?
Farklı kültürlere sahip bir ailenin içinde büyüdüğüm için kendimi gerçekten şanslı görüyorum. Bu kültür çeşitliliği hayatıma iletişim gücü, önyargısız bakabilmek ve farklılıkları kucaklayabilmek gibi önemli özellikler kattı.

“Önemli olan dikte etmek değil, anahtarları vermek.” 

2.Yaşam atölyesinden biraz bahseder misiniz? Kimlere hitap ediyor ve insanlar bu atölyelere hangi nedenler ile geliyorlar?
Biz önyargısız kucaklıyoruz herkesi. Akıl vermek değil derdimiz. Herkes akıl veriyor. Her bir insanın, kendini keşfedebilmesi, sonrasında da yolculuğunu gerçek kılabilmesi için bir zemin hazırlıyoruz. Bazen felsefe, bazen sanat, bazen uygulamalar, bazen psikoloji…
Yaşam Atölyesi’nde Eğitimlerden önce temel bir yaklaşım var. Yaşam, yaşayarak öğrenilir. Bunu kimse, kimseye veremez. Günümüzde birçok popular kavram var: Çekim yasası, pozitif düşünce, kuantum, evrene doğru mesajı vermek vb. Hepsi doğru. Yalnız günlük hayat bizi bir yarışa sokuyor. Sürekli bir koşuşturmacanın içindeyiz. Hedefler, yenileniyor, biri bitiyor yenisi geliyor. Sorumluluklarımız var. Bütün bu gürültünün içinde insan var. Duygularımız, hayallerimiz var. Sen ne istiyorsun? Nereye gidiyorsun? Ve bunu bugün birçok kişisel gelişim çalışmasında yapıldığı gibi hazır formüllerle, altın kurallarla bulamazsın, nefes alamazsın. O yüzden önemli olan dikte etmek değil, anahtarları vermek.
“Gerçekten Yaşıyor musun?” ve “Gerçek sana yolculuk” olmak üzere kişisel dönüşüm programlarımız var. “Gerçekten Yaşıyor Musun?”, 4 haftalık bir program ve tamamen benim tarafımdan gerçekleştiriliyor. Ben kimim, ne istiyorum, yaşam amacım ne ve nasıl gerçek kılacağım sorularının cevaplarını sıra dışı bir işleyiş ile sorguluyor.

11002601_10152848125937663_1446609818080153821_n
“Gerçek sana yolculuk” ise, hayallerin hedefe dönüşmesi ve hedeflerin gerçekleşmesi yönünde 12 haftalık bir program. Burada benim dışımda alanlarının önde gelen isimleri yer alıyor. Yaşamın farklı kulvarları ve bireyin yaşamının vazgeçilmez alanları ayrı ayrı ele alınıyor. İlişkilerden kariyere, beslenmeden cinselliğe, kuantumdan nefese, geniş bir içeriği paylaşıyoruz. Ardından her bir katılımcı ile birebir çalışmalarda yol haritaları çıkartılıyor ve takip süreçleri başlıyor. Bütün süreçlerde ise deneyimi yaşatmak önceliğimiz. Herkes zaten ne yapması gerektiğini, nasıl yaşaması gerektiğini çok iyi biliyor. Önemli olan bunu hayata geçirebilmek. Bilgi tek başına hiçbir şey ifade etmiyor. Bilgelik bilgi ve eylemin birleşmesiyle geliyor. Yaşam Atölyesi’nin bugün kullandığı yazılım altyapısı birçok büyük şirkette bulunmuyor. Uygulama çalışmalarının ve işleyişin ise bir örneği yok. Çünkü önemli olan her bir katılımcının hayatında gerçekten fark yaratabilmek ve ihtiyaç duyulan destek her ne ise onu verebilmek. Bunu kısa vadeli değil, uzun vadeli gerçekleştirebilmek.
İki yıl önce AVCT (Aret Vartanyan Corporate Training) markası altında kurumsal eğitimleri, bireysel eğitimlerden ayırdık. Global/yerel lider marka ve kuruluşlarla çalışıyoruz. Paket programlarımız yok. Davet geldiğinde gidiyoruz, dinliyoruz, tailor made tamamen özel programlar oluşturuyoruz ve gerekirse İK’dan satışa tüm süreçlere dahil olarak uzun soluklu çalışmalar gerçekleştiriyoruz. Aynı zamanda AVCT üzerinden konuşmacı olarak da çok sayıda kurum ve organizasyonla çalışıyoruz. Buradaki çalışmalarımızın temeli de alışılmışın dışına çıkmak. Yeni dünya iş dünyasını çok hızlı değiştirirken, çalışan profili de çok hızlı değişiyor. Biz burada da değişimi, dönüşümle gerçekleştirmeye çalışıyoruz. Bugün maalesef hala birçok şirket teknik eğitimlerin dışına çıkamazken, çalışan ile iletişimi de birkaç aktiviteden ibaret görüyor, ancak bu gerçekten hiçbir sonucu değiştirmiyor. Ayrıca, benim markalarla ilgili özel çalışmalarım da AVCT üzerinden yürüyor. Gerek gençlere gerek kadınlara yönelik platform kurma ve yönetme başta olmak üzere, önemli projeler gerçekleştiriyoruz. Kariyer Danışmanlığı çalışmaları ise bireyin kendisini yansıtacak işi bulmasına yönelik özel çalışmaları içeriyor. Zuhal Gürçimen ile özel buluşmalarda gerçekleşen çalışmalarda, ihtiyaç doğrultusunda imaj yönetiminden itibar yönetimine; fiziksel görünümden motivasyon çalışmalarına uzanan geniş bir yelpazede programlar hazırlanıyor. Önemli olan neye ihtiyacınız olduğunu, yaşamda nereye gitmek istediğinizi birlikte kararlaştırmak ve kişiye uygun yol haritasını sunabilmek.
Yaşam Atölyesi’nin katılımcıları ağırlıklı olarak, 35-45 yaş aralığı beyaz yakalılardan oluşuyor. %90’ı kadın diyebiliriz. Ancak bununla birlikte; kendi işinin sahibi, hayatı sorgulayan genç üniversite öğrencileri, 70 yaşında ikinci masterını yapan emekliler de katılımcılarımız arasında yer alıyor.
3. Aşkı, sadece insanın insana duyduğu aşkla sınırlayamayacağımızı vurgulamışsınız. Burada ilahi bir aşk devreye giriyor. İlişkilere bu bakış açısının kazandırılması süreci size göre nasıl olmalıdır?
İlişki ve aşk birbirinden çok farklı. İlişki için aşka ihtiyaç yok. Aşkın da bir şeye bağlanmaya veya bir şeyle tanımlanmaya ihtiyacı yok. Sen sadece bana söz verdiğin için duruyorsun, o ilişkide kalmamalısın, benden uzaklaşıp hayata karışmalısın. Bu noktada, önce kendine ihanet ediyorsun. İnsanlar 20. yılında 5. yılındaki adamı ya da kadını arıyor. Bu mümkün değil. Hayatta hiçbir şeyin sahibi değilken birilerine sahip çıkmaya çalışarak yanılıyoruz. Bir şeylere tutunmaya, bağımlılıklarla yaşamaya çalışıyoruz. Ayrılık acısı yaşayıp, onsuz yaşayamam durumlarını da çok arabesk buluyorum. Her zaman yaşamaya devam ederiz. Bu büyük bir yalan, sen gerçekten o olmadan yaşayamıyorsan zaten o ilişki çarpık demektir. Benim için aşk hayatın içinde olduğu için, köpeğimle de, okurlarımla da aşk yaşıyorum. En başında ilahi aşkı anlamak ve hissetmek lazım.

“Etrafımda gerçekten bir insanın bir insana aşk duyduğunu görmüyorum”

Aşk her şeydir. Aşkın tanımını, insanın insana duyduğu aşkla sınırlayamayız. Yaradan aşkı her şeyden üstün. İddialı bir şey söylüyorum: Etrafımda gerçekten bir insanın bir insana aşk duyduğunu görmüyorum. Yanındaki insan değiştiğinde, ona aşık olmaya devam edecek kaç kişi vardır? Bu sayının çok az olduğunu düşünüyorum. Aşkım, sevgilim diyenlerin kaçının aşkı gerçektir. Ben içtiğim suyu da aşkla içiyorum, önüme konan yemeği de bu bana özeldir duygusuyla aşk içinde yiyorum.

Seviyorum dediğin insanı değiştirmeye çalıştığında onu değil, kendi görmek istediğin onu seviyorsun demektir. Her varlık olduğu haliyle gerçektir. Sen de…Her şey olduğu gibidir. Değişmesi ancak kendi eliyle kendi rızasıyla olur. Bir şey için gerçekleşen değişimler yapmacık olur. Doğallığı kaybolur. Değişenin de değiştirilenin de…Bugün çiftler birbirlerini değiştirmek için paralanıyorlar. Olmayanı oldurmaya çalışıp, birbirlerini yeniden yaratmaya çalışıyorlar. Bunu yaptıkça sevgileri, saygıları azalıyor. Her varlık yaşamak ister, olduğu gibi soluk almak, var olmak.
4.Peki siz aşkı hayatınızda nasıl var ediyorsunuz?
Bence doğru insandan önce, ne aradığımızı bilmek gerekiyor. Nasıl bir ilişki yaşamak istiyorum, aşk benim için ne ifade ediyor? Her birimizin ilişkiden, aşktan anladığı ve beklediği farklı. İlk önce kendimi bilerek, bir ilişkiden, aşktan ne beklediğimi bilerek yola çıkmam önemli. Zaten bunları bulabiliyor ve istediğim ilişkiyi yaşayabiliyorsam doğru insanı bulmuşum demektir. Yani doğru insan, benim istediğim ilişkiyi yaşayabildiğim insandır. Herkesin ilişkisi kendine. Topluma, çevreye, mahalleye bakarak ilişki yaşanmaz. Bir ilişki sana iyi geliyorsa iyidir, iyi gelmiyorsa iyi değildir.
5.Kişisel gelişim ile kişisel dönüşümü düşünecek olursak, sizin uzmanlığınız kişisel dönüşüm üzerine. Bu ikisi arasındaki farkı nasıl açıklarsınız?

aret-vartanyan-yasam-atolyesi-1024x671
Kendimizi bilmeden, tanımadan, kendimiz gibi olmadan dışarıda bulabileceğimiz hiçbir şey yok. Bu anlamda her gün her şey olmaya çalışıyoruz da kendimiz olmaktan kaçıyoruz. İçeriyi halletmeden, dışarıda bulabileceğimiz hiçbir şey yok. O yüzden özümüze dönmek, kendimizi bulmak. Bu da kısa formüllerle, stratejilerle, basmakalıp yaklaşımlarla olacak bir şey değil. Gelişigüzel uygulamalarla, üç beş günlük seminerlerle olacak bir şeyden bahsetmiyoruz. Bu yolculuk bir ömür sürecek ve yaşam, yaşayarak keşfedilir. Kişisel gelişim, edebiyat, sanat, felsefe olmadan olmaz.

“Risk alıp sınırlarımı genişletmeye çalışıyorum”

6. Siz kendinizi dönüştürmek için neler yapıyorsunuz?
Okuyorum, yaşıyorum, nefes alıyorum, insanlara karışıyorum, yazıyorum, sorguluyorum, durmuyorum, yeni şeyler deniyorum, risk alıp sınırlarımı genişletmeye çalışıyorum… Yaşam yaşayarak öğrenilir.
7.Ruhsal ya da kişilik problemlerinde insanlara yardım edebilecek psikiyatri ve psikoloji gibi bilim alanları varken, insanların yaşam koçlarını tercih etmesinin nedeni ne olabilir?
Öyle olmamalı. Herkes rolünü iyi bilmeli. Psikiyatr, psikolog, rehber, yaşam koçu, danışman hepsi farklı fonksiyonlara sahip. Eğer psikiyatr yerine yaşam koçu tercih ediliyorsa bundaki temel etken hala psikiyatrların, psikologların deli doktoru gibi algılanması ve sanki utanılacak bir şeymiş gibi kabul edilmesi. Oysa tıpkı gelişmiş ülkelerde olduğu gibi her bireyin bir psikiyatr veya psikologla düzenli çalışması gerekiyor.

8.En büyük şansınızın Beyoğlu’nun arka sokaklarında büyümek olduğunu söylüyorsunuz. Bu size daha çok hangi alanda katkı sağladı?

indirİnsanı tanıma, yaşamı anlama, iyiyi kötüyü bir arada deneyimleme… Her sokak bir kütüphane her insan bir kitap ise ben dev bir kütüphanede büyüdüm. Fanusumu kırabildim, nefes alabildim.

“Kaçma! Yaşamak istediğin hayatı yarat.”

9.Yaşam koçluğu dediğimiz şey size göre nedir? Günümüzde herkes bir sertifikayla yaşam koçu olabiliyor. Bütün bunların işe yarar olduğunu düşünüyor musunuz?
Ben ne yaşam koçuyum, ne de guru. Kimse kimseye bir şey öğretemez. Her birimiz ancak model olabiliriz. Benim de yolculuğum sürerken, ben kendi yolculuğumu, çıkarımlarımı, geçtiğim ve yürüdüğüm yolları paylaşıyorum. İnsanların kim oldukları zerre umurumda değil. Ne oldukları önemli. Sana kimse seni veremez. Yaşam, yaşayarak öğrenilir. Şimdi nereye dönsek yaşamı vadeden gurular var. Kahkaha yogası bile var. Tam bir pazarlama trendi. Marjinal olsun diye tuhaf bir şey bulalım, insanların hayatını değiştirelim. Keşke bu kadar kolay olsaydı. İyi ki de değil. Zira hayat, yaşanmak için var. Denemeden, hata yapmadan, düşmeden elde edilecek ne var? Biz kaçıyoruz. Kaçma. Yaşamak istediğin hayatı yarat. Yaratırken de acı da olur, engeller de olur. Hepsi var. Dağcıları düşün. Dağın zirvesine asansörle ya da asfalt bir yolla çıkmanın ne anlamı var? Öyle olsaydı herkesin gördüğü bir manzara olurdu. Dağcı birçok engeli aşıyor ve gizli manzarayı buluyor. Günün sonunda neyle neyi satın alıyorsun? İmparator olsan ne olacak paylaşacağın biri yoksa. Çok zengin olsan ne olacak huzurla uyuyamıyorsan. Hayat ne çok uzun ne çok kısa. Ancak sadece sen gibi yaşandığında değerli. Milyonlarca sahtenin içinde sen gerçek kal.

psikoloji

Tam da bu noktadan hareketle ben insanı olduğu gibi değerli buluyorum. En yalın haliyle olduğu gibi seviyorum, olduğu gibi sarılıyorum. Bunu sadece sözde yaşayan olsaydım bugün onbinlerce insanla kucaklaşamaz, milyonlara ulaşan ruhla yürüyemezdim. Sahte ile gerçek ayrışır. Ayrıştıran ne diye sormuştunuz, samimiyet ve şeffaf paylaşım. Her bir insana sarıldığımda, ki gittiğim illerde bu binlerce insan ile sarılmak demek, her bir ruha hissederek sarılıyorum. Kitaplar, atölyeler, TV programları sadece bir araç. Biz çok daha ötesini, fazlasını hissediyor paylaşıyoruz. Her insan, yüreğini açabildiğinde, karşısındaki her insanın da yüreğini açabildiğini görecek. Bu ütopik ya da ulvi bir şey değil. Basit ve gerçek. İnsanları yargılamadan, sevgi yok demeden önce siz ne yapıyorsunuz bir deneyin ve görün derim. Siz gerçeğinizi ortaya koyun; her sonuç gelir. Bunun için kişisel gelişim kitaplarına, gururlara, formüllere ihtiyacımız yok. Her insan evrenin, bütünün vazgeçilmez bir parçası ve tüm şifrelere sahip.
10. Sosyal medyayı çok aktif kullanıyor olmanız, sizinle ilgili merak edilen soruların hızlı bir biçimde cevaplanmasını sağlıyor. Sosyal medya üzerinden gelen öneriler, tavsiyeler ya da memnuniyetsizlikler çalışmalarınıza yön veriyor mu?
Elbetteki. Hep söylediğim gibi, ben ne yapıyorsam, birlikte yapıyoruz.

11.Gitme Zamanı adlı kitabınızın alışılmışın dışında bir tarzla kaleme alındığını görüyoruz. Kitabınızı bu şekilde yazmanızın sebebi ve bunun sonucundaki beklentileriniz nelerdi?
Ben de yaşıyorum, değişiyorum, büyüyorum. Her kitapta bir anlamda kendimi, yüreğimi temize çekiyorum. Benim için her kitap, özel bir buluşma. Her günüm, her anım o buluşmaya bir hazırlık. Ben de toplumun bir parçasıyım, bana da birçok kod ailem tarafından, çevremden, eğitim hayatından yüklendi. Ben de kendi hayatımda sadeleşmeye, kendi hayatımdaki sahteden, yalandan gitmeye çalışıyorum ve bu bir süreç. Ben de Zahir ile Batın arasında kendi yolculuğumu sürdürüyorum.
Aslında ilk kez roman yazmıyorum. Bir Nefes İstanbul ve Bin Yüz Bir İnsan ilk denemelerimdi. Bu kez yapmak istediğim, felsefe, edebiyat ve kişisel dönüşümü birleştirerek denenmemişi denemek. 4 kitaplık bir seride bugüne kadar yaptığım tüm çalışmaları, biriktirdiklerimi, bir sosyal hareketi de yanına alarak gelecek nesillere taşımaktı.
12.Hayatından memnun olmayan, kendini gerçekleştiremediğini düşündüğü için mutsuz olan insanlara nasıl bir yol haritası önerirsiniz?

nufus_insanlar_kalabalik
Her şeyden önce kendinizi olduğunu gibi sevin. Olduğun gibi değerli ve özelsiniz. 7 milyar insan var 7 milyar tek insan. Sevilmek, değerli olmak için sürekli karşınızdaki insanın istediği insan olmanız gerekmiyor. Yarışmanız, kıyaslamanız da gerekmiyor. Özgüven de işte tam bu noktada duruyor. Size ait bir hayatı yaşarken ödediğinizi düşündüğünüz hiçbir bedel, kopya bir hayatı yaşarken ödeyeceğiniz bedelden ağır olamaz. Bu boyutta, bu bedende tek bir hayatınız var ve o hayatı siz belirleyeceksiniz. Yalnız şunu hiçbir zaman unutmayalım. Hiçbir şey altın tepside önümüze gelmeyecek. Bir örnek vermek gerekirse yazın şu kiloda olayım ama önüme gelen profiterolü de yiyeyim gibi bir yaklaşım çalışmaz:)
13.”Gerçekten Yaşıyor musun?” adlı kitabınızda kendimiz olabileceğimiz ve hayallerimizi yaşadığımız bir hayata ulaşmak için bizde farkındalıklar yaratmaya çalışıyorsunuz. Peki siz “gerçekten yaşıyorum” diyebiliyor musunuz?

gerçekten-yaşıyor-musun Son nefese kadar yolculuk devam edecek. Ben de ermiş değilim. Az önce de dediğim gibi guru ya da koç hiç değilim:) Hayatı olduğu gibi kabul ederken, kendi yolculuğunu yapan biriyim. Her geçen gün çevrenin baskısından uzaklaşan, yüreğinden geçenleri gerçek kılan. Bu nedenle de hayat ne getirirse getirsin, düşsem de kalksam da, hüzünde de sevinçte de yaşadığımı iliklerime kadar hissettiğim bir yerdeyim.

“Sinema ve dizi projelerim var.”

14.Merak eden okurlarımız için soralım; ilk kitabınız 3 hafta içinde 5.000 satış rakamına ulaştı ve diğer kitaplarınız da birçoğumuzun başucu kitapları arasında yer alıyor. Bunun dışında şu anda gündeminizdeki projeleriniz nelerdir?
Gelecek projelerim arasında Yaşam Atölyesi’nin ve kitaplarımın yurtdışına açılması ile birlikte, sinema ve dizi projelerim var. Son kitabım “Gitme Zamanı” ve bunu takip edecek dörtlemeyle birlikte global olarak okurlara ulaşmayı sürdüreceğim. Her şeyden önce insan ne olduğumuzun ve her insanın yaşamında kendini gerçekleştirmesini hedefleyen bir ütopyaya yürürken, insanlara ulaşabileceğim farklı araçlar önemli. Bunlardan bir tanesi tiyatro. Şu anda Anadolu turnesi sürüyor ve sonbaharda yurtdışı turnesi başlayacak. Bir diğer proje, yeni televizyon programım. Bunun için titiz bir çalışma yürütüyoruz. Ardından kanallar ile görüşmeler başlayacak ve sonbahara yetişeceğini düşünüyorum. 2016 için ise öncelikli projemiz bir sinema filmi. Şu an ön görüşmeler devam ediyor. Senaryosunun kaynağı ise şimdilik sürpriz. Yaşam Atölyesi tarafında ise önceliğimiz Kişisel Dönüşüm Danışmanı yetiştirme programı. Çünkü bu sayede sınırlar genişlemeye, dokunabildiğimiz insan sayısı yetiştirdiğimiz danışmanlarla sağlanabilecek.
15.Sizi örnek alan birçok genç var. Onlara daha iyi bir yaşam için bir kaç tavsiye de bulunur musunuz?
İlk önce başkaları ne der, ne düşünürden kurtulmamız gerekiyor. Birçok insanın hayali bile kendi hayali değil. Ailesinin beklentileri, çevrenin beklentileri. En temelde de sevilmek, sayılmak, değerli olmak için toplumun koyduğu hedefleri başarmamız gerektiğine inanıyoruz. Neden? Çok para kazanamayabilirim, kartvizitimde şatafatlı ünvanlar yazmayabilir ama çok mutlu ve huzurlu yaşayabilirim. Ya da maceranın peşinden gidebilirim. Her birimizin hamuru doğrultusunda hayallerimiz de, yapmak istediklerimiz de farklıyken biz bir kalıba girmeye çalışıyoruz. Mutsuzluğun, hayattan kopma noktasına gelmemizin nedeni de bu zaten. Sen, sen olduğunda varsın. Başkaları seni başarısız görsünler. Bir tek hayatımız var bu bedende onu nasıl yaşayacağımıza da kendimiz karar vermezsek nasıl olacak bu iş. İnsan olduğumuzu unutmadan, en temel değerleri unutmadan. İlk soru şu. Ben gerçekten nasıl yaşamak istiyorum, ne yapmak istiyorum. Mevcut koşullara bakmadan bu soruyu cevaplamak gerekiyor. Sonraki süreç koşulları inançla gitmek istediğim yöne göre değiştirebilmek. Ben her gün insanların mucize dediği şeylere tanık oluyorum ve inanın mucize falan değil. Sadece kararlılıkla ve inançla yaşamak istediğin hayata yönelmek. Sen olarak, sen gibi.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here