PAYLAŞ

İnstagram kullanan ve gerçekten fotoğraftan anlayan herkesin takip ettiği bir isim Mustafa Seven.  Fotoğraf onun tam hayatının merkezinde.Onun fotoğrafa bakış açısı, fotoğrafı hayatının tam merkezine alışı ve fotoğraf gözü ile yaşaması onun ne kadar başarılı bir fotoğrafçı olduğunun kanıtı.

Hayatının yarısını fotoğrafa adamış, binlerce fotoğraf çekmiş, eğitimler, semineler vermiş fotoğraf sanatçısı Mustafa Seven aynı zamanda çok samimi, mütevazi ve fotoğraf ile fotoğraf için yaşayan bir adam. Fotoğrafta dair bir çok şeyi yeniden keşfedeceksiniz. Keyifli okumalar.

Mustafa Seven

Röportaj: Hilal İpekçi

Fotoğraf: Talha Koyun

Sizi tanımayanlar için tabi kaldıysa, sizi tanıyalım, kimdir Mustafa Seven?

1974 Sivas doğumluyum. 1 yaşımdayken İstanbul’a gelmişiz. Ondan sonra bütün serüven İstanbul’da devam etti. Hayatımda 20’i yılı geçtin fotoğraf var. Hayatımın bütün ekseni fotoğraf etrafında dönüyor ve şekilleniyor. Ne yapıyorsam onun emirleri ile yapıyorum onun direktifleri ile yaşıyorum. 21 yılın yaklaşık 16 yılı da foto muhabirliği yaptım. Sabah dergi gurubunda başladım ve Türkiye’de ki hemen hemen her gazetede çalıştım. Son olarak Akşam gazetesinde 5-6 sene kadr fotoğraf editörlüğü yaptım. Sonrasında freelance olarak çalışma hayatına devam ettim.

Peki, Fotoğraf tutkusu nereden geliyor? İlk fotoğraf makinesi aldığınız zaman ile şimdi arasında neler değişti.
İlk fotoğraf makenesi aldığım zamana kadar fotoğraf ile hiç bir ilişkim yoktu. Hiç bir merakım da yoktu. 20’i yaşına kadar asıl tutkum karikatürdü. Mizahla ilgileniyordum ve o yaşa kadar ki tüm hayatımı mizahcılar ile geçirdim. Küçük çapta mizah dergileri çıkarıyor, bazı dergilerin köşeleri için karikatür çiziyordum. O zamana kadar bütün varım yoğum, tutkum, karikatürdü, desendi, çizmekti. Daha sonra elime tesadüfen bir fotoğraf makinesi geçti ve bütün dünyam değişti. İlk fotoğraf makineme sahip olduktan hemen hemen 1 yıl sonra fotoğrafçılıkla alakalı bir işim de oldu. Ama  benim için karikatürü bırakmak çok zor bir süreçti. Bıraktım da  diyemem ama artık kendim çizmiyorum.,

AÇIKÇASI bu Benİ Etkİledİ ve daha fazla İnstagrama’da paylaşım yaptım

İnstagram’da 1.3 milyon takipçi sayısına sahipsiniz bir foto muhabiri olarak İnstagram’da oryantasyon süreciniz nasıl tamamlandı?

O süreç de benim için biraz sıkıntılıydı aslında. Akşam dergisinin editörlüğünü  yapıyordum ve açıkçası  sıkılıyordum . Çok yoğun çalışıyorduk kendime zaman bulamıyordum. Foto muhabirleri olarak rutin  dışında ruhumuzu besleyecek bir şeyler yapma konusunda hep eksik kalıyorduk çünkü çok yoğun çalışıyorduk. Benimde artık foto muhabirliğinde yaklaşık 15. yılım dolmuştu. Artık ruhumu tatmin edecek bir şey yapmak istiyordu. Çünkü çok sıkılıyordum. Bu arada foto muhabirliği yaptığım dönemin son 4-5 senesinde bir  stüdyo kurdum ve reklam fotoğrafları çektim. O stüdyo hala devam ediyor. Reklam ile foto muhabirliğini ayıran şey ise foto muhabirliğinden para kazanamıyordum. Hayatımın asgari şartlarını karşılayacak kadar para kazanamadığım için reklam fotoğrafı çekiyordum. Reklam fotoğrafçılığı ruhumu tatmin ettiği için değilde, para kazanmak, hayatımı daha rahat yaşayabilmek yaptığım bir işti. O da çok zaman alıyordu benden. Çünkü hayatımın bir kısmını foto muhabiri olarak çalışıyorum bir kısmını reklam fotoğrafı çekiyordum. O süreçte İnstagram’ı keşfettim. Edebiyatçı ve yazar bir .arkadaşımla kafede otururken İnstagram’dan bahsetti ve ikimiz de aynı anda uygulamayı telefonlarımıza indirdik. Sonra kullanmaya başladım. 5-6 ay İnstagram’ın ne olduğunu anlamadım. Günlük hayatla ilgili özensiz diyebileceğimiz şeyler paylaşmaya başladım. Daha sonra profosyonel olarak ürettiğim işleri post etmeye başlayınca daha fazla ilgi görmeye başladım. O ilgiyi fark ettikten sonra da eski içerikleri kaldırdım ve profesyonel hayatımda ne ürettiysem onları paylaşmaya başladım. Bu sefer ilgi çok fazla olmaya başladı. Açıkçası bu beni etkiledi ve daha fazla İnstagrama’da paylaşım yaptım. Orada ki dönüşüm, İnstagram’ı anlama meselesi beni zorladı. Uygulama, foto muhabiri olarak alışmış olduğumuz çerçevenin dışında kare format sunuyor size ve ona alışmak beni zorladı. 1-1,5 seneye yakın kare format bir şey postlayamadım. Çünkü bizim alışık olduğumuz standart çerçelevemede hikayeyi karenin her yerine yayılıyor. Ama onu kare olarak cropladığımız zaman hikayenin unsurları eksilmeye başlıyor. Ben de  alışkın olduğum 4:3 şeyler posluyordum. Bir anda da hayatta ıskaladığım, görmediğim ya da fotoğraflamaya değer bulmadığım şeyleri IMG_6645İnstagram üzerinde daha değerli olduğunu görmeye başladım. Uzun yıllar haber ve fotoğraf üzerinden şeyler üretince bir takım şeyleri ıskaladım. Günlük hayatı keşfetmeye sokağa daha fazla değer vermeye başladım. Bütün bunlar üzerinden İnstagram’da ki  komünite  ile arkadaş olmaya başladım. Aslında benim şöyle bir farkım vardı orada.  o dönemde İnstagram’ı hep amatörler kullanıyordu. Dolayısı ile benim profesyonel olduğum öğrenilince onlarla arkadaş olmaya başladım. Onlarla iletişimi geliştirdikçe İnstagram’ı daha fazla öğrendim. Onlar bana göre daha hırslılardı. Orada kendilerine bir alan yaratmışlardı. İnstagram’ın ne olduğunu öğrendikten  ve son detaylar ortaya çıktıktan sonra oryantasyon dönemi tamamlanmış oldu. Çünkü o sistemin içine dahil oldum. Açıkçsı hoşuma da gitti.

KendİMİ en İYİ BİLDİĞİM, en İYİ HİSSETTİĞİM, en rahat, en kontrolsüz HİSSETTİĞİM yer sokak

İnstagram’ın en popüler foto muhabiri-sokak fotoğrafçısı sizsiniz, Bir çok kez herkesin fotoğraf dili olması gerektiğini söylediniz? Peki sizin fotoğraf tarzınız neden sokak fotoğrafçılığı?
Ben sokakta yaşayan bir adamım, orada olduğum için en iyi bildiğim yer orası olduğu için sokak fotoğrafları üretiyorum. Yani ömrüm sokakta geçti; sokağı anlamak, sokakta neler olup bittiğini görmek, sokağın dili, sokağın kültürü, yani bütün ömrümü burada harcadım. Kendimi en iyi bildiğim, en iyi hissettiğim yer, en rahat, en kontrolsüz hissettiğim yer sokak. Dolasıyla en iyi bildiğim şeyi kayıt altına almak benim için en olağan durum.

Aynı zamanda sokak veriyorsunuz, sizce, fotoğrafçılık hangi dereceye kaadar öğretilebilir?

Fotoğrafın teknik üretim süreci, ruhsal süreci ve kendini işin içine dahil ettiği bir süreci var. Bu süreci öğreniyor olmak kolay bir şey. Bu kısmı öğretebilirsin kolaylıkla. Ama daha fazla kendini adayıp, ruhunu bu işin içine katamıyorsun yani  bunu öğretmek çok zor. Tekniği herkese öğretebilirsin. Ama samimi bir dil yaratmak için kendini ona adaman lazım.Bu vardır ya da yoktur. Bu öğretilebilecek bir şey değil. Diğer kısım bir takım tecrübelerle aşılabilir.  Fotoğraf  dilinin gelişmesi bir takım şeyleri tecrübe edip daha uzun vakit geçirerek sahip olunabiliri bunlar öğretilebilir bir şey haline gelebilir. Ama eğer fotoğrafa kendini adamıyorsan, hayata fotoğraf gibi bakmıyorsan, oturduğun, kalktığın, yattığın, okuduğun, baktığın her şey fotoğraf değilse bunlar çok da öğretilecek şeyler olmayacaktır. Bu tamamen senin ruhunun oraya ait olması ile ilgili bir şey. Bunların öğretilebilecek şeyler olduğunu sanmıyorum.

En İYİ kamera ne kadar paran varsa ne kadar PARANI AYIRABİLİYORSAN odur

Fotoğraf çekmek için kurallara ihtiyaç var mı? Çok kaliteli bir fotoğraf makinesi ile mi çekiliyor bütün güzel fotoğraflar?

Kamera cihazlarının hiç bir önemi yoktur. Onu kimin nasıl tuttuğunu önemlidir. Bunun tabi ki hayatımızı kolaylaştıran tarafı vardır. Pahalı kameralar diyeceğimiz dijital kameralar bunlar sade senin işini kolaylaştırırlar. Asla senin iyi bir fotoğrafçı olmanı sağlamazlar. Bu cihazlar kaydederler. Onların tek yapması gereken şey kayıt altına almak. Onu iyi ya da kötü yapan etken sizsinizdir. Dolasıyla bunun cihazla ya da kullandığın araçların ne olduğu ile ilgili çok da bir ilişkisi yok. Daha doğrusu kamera marketinginin tuzakları da bu zaten. Her gün yeni bir cihaz piyasaya sürüyorlar ve her zaman yeni sürdükleri şeyle beraber en iyi fotoğrafı onun çekeceğini iddia ediyorlar. Bu tamamen satış stratejisi tabi bu satış stratejilerinin kurbanı olan milyonlarca insan var. Buna sahip olunca çok iyi bir şey yapacağını düşünüyorlar. En büyük yanılgı bu. En iyi kamera ne kadar paran varsa ne kadar paranı ayırabiliyorsan odur. Daha ötesi yok.
Bi kişinin yazar olabilmesi için bir çok kitap okuması, araştırma yapması gerekiyor. Bunu metafor olarak düşünürsek fotoğrafçılık durum nasıl olmalı, fotoğrafçı kendisini neyle beslemeli?

Benim disiplinim şu; tamamen bütün hayatını, yaptığın işe adaman ile oluşuyor. Okuduğu, baktığı, gezdiği, herşeyi buna entegre etmesi lazım. Ben fotoğrafçıyım ama hayatımın 3 saatini buna ayırayım yok öyle bir dünya. Evet sen fotoğrafçı olursun, öyle iddialı bir şey söyleyemem ama bana kalırsa  iyi bir fotoğrafçı olamazsın. Çünkü iyi bir fotoğrafçı olabilmek için meselenin tüm alanlarıyla hayatının tamamını ona entegre ediyor olman IMG_6655gerekiyor. Mesela bir yere baktığımız orada  durduğumuz anda gördüğümüz  her şey fotoğraf olmalı. Biraz sapıkça gelebilir ama bir adanmışlık ruhu gereklidir diye düşünüyorum. Yani tamamen bütün her şeyi ona vakfetmen gerekiyor. Çok fotoğraf çekmeli, çok fotoğraf bakmalı, çok fotoğraf eklemeli ve çok kafa yormak gerekiyor. Üstad dedikleri kimse onların fotoğraflarına, hayatlarına bakmalı. Sadece fotoğraf deklanşöre basıyor olmak değil onların hayatlarına bakma, ne yapıyor, ne ediyor, onları da bilmek lazım. Bunu bire bir kopyalamak anlamında söylemiyorum. Bizim bir de insan olma tarafımız var. Kaynaklardan nasıl besleniyoruz ? Onları fotoğrafa nasıl geri aktarıyoruz. Önce bunları çözümlemek lazım.
İstanbul’u fotoğraf karaleri ile bir şair gibi aktarıyorsunuz. İstanbul’u sizin için değerli yapan şeyler nelerdir?

İstanbul’da hayatın aktığı, insanların iz bıraktığı her yer benim için değerli. Bu açıdan bakıldığında tarihi yarımada yada Galata-Pera bölgesi hayatın üzerinde iz bulabileceğiniz en köklü yer. Büyük bir tarihe ve geçmişe sahip buralar. Dolayısı ile buralarda olmak ve hayatımı buralarda devam ettirmek çok sevdiğim bir şey. Yaklaşık 20 yıldır da buralarda yaşıyorum. Onun dışında spesifik olarak tarihi yarımadada olmaktan çok büyük keyif alıyorum. Çünkü bu bölge de insan izlerini takip ediyor olmak, her zaman yeni bir şeylerle karşılaşıyor olmak, farklı bakıyor olmak çok harika. Bir çok uygarlığa ev sahipliği yapmış bir yerde oturuyoruz, kafamızı biraz kaldırdığımızda farklı kültürlere ait şeyler görebiliyoruz. O izlere şahit olmak onlara bakıyor olmak bu bölgelerde mümkün olduğu için, diğer bölgelere oranla, insan popülasyonunun, kaosun, değişkenliğin, kültürel arası geçişlerin en zengin olduğu noktalar buralar diye düşünüyorum ve bu yüzden buralarda olmaktan keyif alıyorum. Fotoğrafçı olarak görevimiz hayatın akışını dökümente etmek, belgelemek. İyi fotoğraflar üretiyor olmaktan çok, fotoğrafın belge niteliği var. İstanbul gibi metropollerde hayat çok hızlı dönüşüyor, değişiyor. Fotoğrafçı olarak tüm sanatçıların insani görevi bunu kayıt altına almak. Bir gün fotoğrafladığınız bir bina, dükka,  ertesi gün orada olmayabiliyor. Çok güzel bir mekanı fotoğraflıyorsun bir gidiyorsun 10 yıl sonra orası yok olmuş. 20-30 yıl öncesinde ki İstanbul ile şimdiki İstanbul arasında uçurumlar var. Bu 30 yıl kısa bir süre aslında. Bu yüzden bunları kayıt altına almış olmak gerekiyor.

Teknolojinin en önemli icatlarından birisi dijital fotoğrafçılık, dijital fotoğrafçılık olmasaydı, bir çok sosyal ağ da olmayacaktı.Siz de dijital fotoğrafçılığın getirisi olan edit programlarını kullanıyorsunuz Binevi fotoğraflara kendi imzanızı atıyorsunuz? Bunun ölçüsü ne olmalı? 

Bu konuda çok eleştiri de beğeni de alıyorum. Dijital olarak üretilen bir malzemenin çok kolaylıkla dönüştürülebilme olanağının olması, o malzemenin ne olduğu ve dönüştürüldüğü halinden sonrasının ne olduğuna dair şüphelerim var. Açıkçası onu bir fotoğraf olarak tanımlamak mı doğrudur ki bu benim işimde değil. Ben akademisyen de değilim. Dolasıyla bunu tanımlaması gereken akademik anlamda bunu yapabilen becerebilen, ömrünü buna adamış insanlarımız var ama benim bu çıkan malzeme ile ilgili şüphelerimi bertaraf etmem için kendi sınırlarımı çiziyor olmam lazım. Burada da kendi ahlaki değerimi yada kendi disiplinimden kaynaklı bir takım sistemler geliştiriyorum.. Tabi bunu çok fazla eleştirenler ve çok fazla müdahale ettiğimi söyleyenlerde var. Ben bunu doğru bulmuyorum ve kulakta asmıyorum. Bu benim ürettiğim bir şey. Benim ürettiğim şeyi biçimlendirme görevi de bana ait. Genel geçer kalıplar yada o güne kadar öğrendiğimiz sınırlar neyse bunlara uymak zorunda değilim. Bu bana aksine belli bir hegemonyanın dayattığı ve bunu böyle uymak  zorundasınız dediği bir mesaj gibi geliyor. Burada ki sınır kişisel kanaatlerim.  Beğenirsin ya da  beğenmezsin, beğenmek zorunda da, benim fotoğraflarıma bakmak zorunda da değilsin. Bunu söyleyen insanlara; bir çok kişinin bilmediği karanlık odadan gelmedim ben. Kendi baskılarımı yaptım, kendi filmlerimi yıkadım. Bu sınırların ne demek olduğunu biliyorum bunlara da vakıf olmadığımı düşünmesinler. Yeni dönemde malzemenin soyut olarak hiç bir şeye tekabül etmediği, bir malzemenin dönüşümü konusunda artık öyle düşünüyorum. Artık çok manipülatif  bir şeye dönüşebiliyor. Burda en önemli koşul kendi adıma gerçeklikten uzaklaşmamak. Gerçeklikten kastım bir takım ekleme çıkarmalar, yada tamamen fotoğrafın etkisini artıracak, fotoğrafın gücünü çoğaltacak negatif yada pozitif yönde değişterecek şeylerden bahsetmiyorum. Mesela çok dramatik bir görüntü çektiğiniz oraya kuş eklemek istediniz ve eklediniz bundan söz etmiyorum tabi ki. Bu ahlahi bir sınır o zaman gerçekliği değiştirmiş oluyorsun. Ama mevcut ham görüntü üzerinden yaptıgınız bir takım tonlamaları ben açıkçası çok makul görüyorum. Çünkü bu estetik bir malzeme bir eser üretiyorsun ve o eseri de nasıl sunacağın senin tekelinde bir şey.

Çok ekstrem ŞİDDETE varacak kadar bİR SORUN YAŞAMADIM

Dünyanın bir çok yerini gezip, oraların kültürünü yansıtan bir çok fotoğraf paylaştınız bugüne kadar, fotoğraf çekerken hiçbir sorunla karşılaştınız mı?

Çok büyük bir sorunla karşılaşmadım ama tabi ki bazı sorunlarla karşılaşmamak mümkün değil.  Şunu yapıyorum ben, her kimin fotoğrafını çekersem çekeyim zamanla alakalı tabi bu, acelem yoksa, onlarla konuşmaya çalışıyorum, herkesle iletişim kuruyorum, sohbet ediyorum. İşte fotoğrafını çektiğim ve bunu görmeyenlere söylüyorum. Söylediklerimle biraz konuşuyorum. Sokakta fotoğraf çekiyorum ve insanların en mahrem alanındayım onların hiç görünmeyecekleri ve kayıt altına alınması istemeyeceği kadar özel bir alanda fotoğraf üretiyoruz. Dolasıyla bunları makül karşılamak lazım ama genelde iletişim kurarak o sorunları çözmeye çalışıyorum ve genellikle çözüyorum. Çok ekstrem şiddete varacak kadar bir sorun yaşamadım şimdiye kadar.

Tarihte yer edinen, filmlerin, fotoğrafların bir çoğu siyah-beyaz. Siyah-beyaz fotoğrafları paylaştığınız başka bir hesabınız da var, siyah beyaz fotoğrafları bu kadar hissettirmenizi neye borçluyuz?

O konuda da geleneksel arkadaşlardan ayrılıyorum ve eleştiriliyorum. Ben rengi aldatıcı bir unsur olduğunu, fotoğrafın üzerinde insanı manipule eden bir malzeme olarak görüyorum. Dolasıyla fotoğraf renklerden ayrıldığı zaman fotoğrafın gücünün arttığını düşünüyorum.
Eğer fotoğraf güçlü bir malzeme ise renklerden soyutladığında da aynı şeyleri IMG_6642söyleyebiliyorsa o fotoğraf güzel bir fotoğraftır. Mesela ben kendi çalışma disiplinimde bir fotoğrafın güzel olup olmadığını anlayabilmek için ilk yaptığım şey eğer kararsız kalıyorsam fotoğrafı seçerken, fotoğrafı siyah beyaza çeviriyorum. Ve o hali ile bana bu fotoğraf güçlü diyebiliyorsam o fotoğraf  benim için iyi bir fotoğraf. Sonra onu siyah beyaz mı yoksa renkli mi sunacağıma karar veriyorum.  Çoğunlukla siyah beyazın dramatik etkisini, renklerden arındırılmış olmasını, salt hikayeye odaklanıyor oluşu onu daha hissedilir kılıyor.  Çünkü siyah beyazda renklerle söyleyecek hiç bir şey yok. Renk yok ortada. Hikaye ile bir şey söylüyor olabilmen lazım insanlara. Dolasıyla bunu güçlendirmek için onun etkisini anlatacağım, hikayenin etkisini artırmak  için siyah beyaz fotoğrafı tercih ediyorum. Zaten siyah beyaz bir adamım. Çok fazla renklerle yaşayan, renklerle hayata heyecan duyan bir adam da değilim. Dolası ile herhalde bu kişiliğim bu karakterim oraya yansıyor. Bunun üzerine de çok kafa yormuyorum. İçimden geldiği gibi davranıyorum. Çok net şunu söyleyebilirim; her ne yapıyorsam yapayım kurallarla hareket etmekten hoşlanmıyorum. Bir şey beni etkiliyor, hoşuma gidiyorsa onu öyle yapıyor olmak istiyorsam, ahlaki, vicdani bir takım sorumluluklarımda bununla çatışmıyorsa yapmak istediğim gibi yapıyorum. Bu fotoğrafta da öyle. Fotoğrafta öyle davranmak istiyorum, eleştirilebilir, bunda bir sıkıntı yok. Çünkü ben böyle yapmak istiyorum.

fotoğrafı benim açımdan değerlİ kılan şey İNSANIN var oluşu

Paylaştığınız fotoğraflara bakıp bir öykü okumak mümkün, fotoğraf çekmeden önce bir hazırlık yapıyor musunuz? Yoksa anı mı yakalıyorsunuz?

An fotoğrafları çoğunlukta. Benim yaptığım işi şöyle ayırt etmek mümkün. Bir sokak portreleri seviyorum birde insan nerede olursa olsun onların hikayelerini anlatmaktan hoşlanıyorum. Pür bir manzara bakıyor olmak beni heyecanlandırmıyor. Çok etkileyici bir manzara bakarken heyecan hissetmiyorum. Öyle bir manzaranın içinde insanın hikayesini görebildiğim zaman aşkla, kendimi kaybederek onu fotoğraflamak belgelemek istiyorum. Dolasıyla fotoğrafı benim açımdan değerli kılan şey insanın var oluşu. En azından insanın izinin varlığı. Sokakta portrelerinde onlardan izin alıyor olmam gerekiyor, objektifle bir kontak kurmasını istiyorum ve onu belgeliyorum. An fotoğrafında ise bu pek mümkün olan bir şey değil. Ama müdahale etmeden, kayıt altına aldığım bir yöntem. Bunu da çok seviyorum. An fotoğrafı bile olsa her kimi fotoğrafladıysam;  her zaman yaptığım şey olmasa da  elimden geldiğince gidip gösteriyor ve üzerine biraz konuşuyorum.
İnternet ve sosyal medyanın kullanımının artması ile insanlar beğendiği, hayran olduğu her kişi ile kolaylıkla iletişim kurabilir düzeye geldi. Peki, siz nasıl geri beslemeler alıyorsunuz.

O konuda şanslıyım, fazla negatif mesajlar almıyorum. Beni besleyen beni birazcık daha en kaba hali ile gaza getiren mesajlar alıyorum. Bütün kanallardan bu tür geri dönüşler alıyorum ve bunun gibi besleyen şeyler oluyor. Eleştiri bile olsa üzerinde kafa yoruyorum. Ne üzerine bunu söylüyor, ney onu etkilemiş olabilir diye düşünüyorum. Her kim ne yapıyorsa yapsın bir şekilde kontağa geçmeye çalışıyorum. Asistanımda bende bütün kanallardan gelen o mesajları bir şekilde cevaplandırıyoruz. Dolasıyla bu iletişim seviyorum. Sokakta da sosyal medya da da insanlarla iletişim kuruyorum. Sokakta yaptığım şeyi sosyal medyada da devam ettiriyorum. Benim fıtratım bu. Benim yapım o.  Herkesle konuşmak istiyorum herkesin ne düşünmek istediğini bilmek istiyorum. Nasıl bakıyorlar hayata onu öğrenmek istiyorum. Bunun gibi bir sürü iletişim biçimlerim var.

Peki, sinema filmi çekmeyi düşündünüz mü?

Şu zaman kadar üzerinde çok kafa yorduğum ve düşündüğüm bir şey değildi. Açıkçası herkes kendi işini yapsın diye düşünüyordum şu zaman kadar. Ama yaklaşık 1 yıldır sıcak bakıyorum. Hareketli görüntü hoşuma gidiyor. Iphone’la denemeler yapıyorum ama amatör olarak. Ufak ufak bir kısa film yapsam mı?  Nasıl olabilir? Ne çıkar? diye düşünmüyor değilim.  Bir kaç senarist arkadaşıma elinizde bir kaç dakikalık bir senaryo varsa bir şeyler yapmak istiyorum diye haber verdim. Öyle bir şey olursa  yakın zamanda bir denemem olacak

Peki uzun metraj?

Devamlılık söz konusu olduğu zaman kareleri birbirine bağlamak çok ayrı bir zeka. Ben bu  konuda çok becerikli olabileceğimi düşünmüyorum. Tek kare üzerinden hikaye anlatmaya odaklandığım için devamlılığı olan bir şeyde ne yapabilirim çok bilemiyorum. Proses olarak çok farklı, fotoğrafik kareyi kurmak çok zor değil, iş sadece onunla bitmiyor. Uzun metraj çok iddalı olabilir ama sadece eğlenmek içinkısa filmi deneyeceğim.
Fotoğrafçılığa gönül vermiş yada yeni başlayan ve sizi idol olarak gören bir çok fotoğraf tutkunu var, onlara onlaran ne gibi tavsiyeler verebilirsiniz?

Tavsiye demek çok haddime olmaz, ama bu konu üzerine   derslerde, workshoplarda da üniversitelerde, binlerce insanla sohbet ettim. Benim gözlemlediğim en büyük sorun tırnak içinde söylüyorum, en büyük sorun sabırsızlık, sabretmeyi bilmiyorlar. Hemen herşey olsun istiyorlar. Öyle bir dünya yok maalesef,  keşke yaptığımız her şey bir iki ay içinde karşılığını bulsa. İnsanlar onun üzerinde konuşsa. Diğer bir mesele ise fotoğrafın tekniği üzerine çok fazla kafa yoruyorlar. Bu olayı zorlaştıran ve onların fotoğrafik geçmişine tuzaklar kuran şey olduğunu düşünüyorum. Teknik meseleden çok hikaye üzerine kafa yormaları gerekiyor. İyi bir lens mi? İyi bir makine mi? gibi gibi şeyler onun fotoğrafik hayatını derinden etkileyecek şeyler değil, detaylarla boğuşuyorlar. Onların önünde ki en büyük engel bu. Fikri bizim  yüceltmemiz lazım. Tekniği öğrenmek gerekiyor ama fikri kutsamak elimizde. Çünkü herkesin söyleyeceği bir şey anlatacağı bir hikayesi var. Dolasıyla bunları yüceltip, bunları kutsayıp, bunları aktarıyor olmamız lazım. Yoksa o kadar çok insan var ki aynı şeyleri yapıp tekrar eden. İnstagram’ın hayatımıza kattığı en büyük şey demokratik bir ortam yaratıyor olmasıydı. Fotoğrafı egemenlerinin elinden çıkarıp kişisel bir şeye dönüştürdü. İnsanların farklılaşabileceği, insanlara farklı şeyler anlatacağı meseleler, hikaye aramamız, öykü ve dil oluşturmamız lazım ,insani taraflarımızı buna eklememiz çok  fotoğraf bakmak, çok fotoğraf çekmek lazım. Ve fotoğraf çekmenin  eğitim süreci olduğunu unutmamaları gerekiyor. Bu benim içinde geçerli. Bütün serüveni bir eğitim süreci gibi tamamlıyor olmamız lazım. Şundan söz ediyorum. Mesela; fotoğraf için tele objektif kullanmaya alışkınsındır,  tele objektif kullanmak seni rötgenci yapar. Bunu anlamamız lazım. Demek ki o zaman geniş açıya geçelim. Bunu yapanlara şunu söylüyorum;  bir sene boyunca  35mm’den başka objektif kullanma gözünü buna alıştır. Bunları step step aşmak lazım. Bütün lenslerin kabileyetlerinin ne olduğunu bilmek  lazım. 35mm kullanırsan çekeceğin şeye yakın olman gerekecek tele objektifde  20 metrede durup insanı çekiyorken, 35mm’de  yarım metre yanına gelmen hayatın içine dahil olman şart. Böyle etraflıca bir sürü  serüveni var bu tutkunun. Serüveni bir eğitim süreci gibi görüp tamamlamamız bizi ileriye götürecektir.

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here