Bilimsel gelişmelerin arttığı 19. yüzyılın ikinci yarısında pek çok ülkede birbirinden habersiz mucitler görüntü üzerine çalışmaktaydı. Louis ve Auguste Lumiere kardeşler, “sinematograf” adını verdikleri ilk sinema makinesini tamamladılar ve 28 Aralık 1895’de, Paris’te Grand Cafe bodrumunda ilk sinema salonunu açarak halka gösterim yaptılar.

İlk programda üç dakikadan fazla sürmeyen 10 film birden gösterilmişti. Ancak ilk gösterimi yapılan filmin Trenin Gara Girişi olması nedeniyle bu film, ilk film kabul edilmiştir.

10. İlk Film “Trenin Gara Girişi”

Trenin Gara Girişi (L’arrivée d’un train à La Ciotat) 1985
Trenin gara girişini izlediğimiz filmde, sinema salonundaki izleyicilerin üstlerine doğru gelen treni görünce sandalyelerinin altına saklanmaya çalıştıkları ya da orayı koşarak terk ettikleri söylenir.
İlk gün 35 kişinin 1 frank vererek izlemeye başladığı filmler kısa sürede kapalı gişe oynamıştır salonda. Sabah 10’dan gece yarılarına kadar filmler günde 20 kez döndürülmüştür.

9. İlk Komedi Filmi “Kendini Sulayan Sulayıcı”

Lumiere kardeşlerin yaptıkları ilk gösterimdeki 10 filmden birisidir.

Kendini Sulayan Sulayıcı ( L’Arroseur Arrose)
Bahçeyi sulayan bahçıvana yapılan bir şaka onu çıldırtır, vay şakayı yapanın haline!
Filmlere gelen yoğun ilgi sebebiyle salonda insan tepkilerinden kaynaklı oluşan gürültüyü bastırmak için Lumiere kardeşler, salona bir piyano getirmişlerdir ve gösterimler bundan sonra müzik eşliğinde yapılmıştır.

BONUS; Lumiere Kardeşler İstanbulda’da film çekmişlerdir. Haliç’in Panoraması, Boğaziçi Kıyılarının Panoraması, Türk Topçusu, Türk Piyadesinin Geçit Töreni isimli filmlerden bir tanesini şöyle paylaşayım sizin için. 1896’nın İstanbul’una da bir bakmış oluruz böylece.
Link: https://www.youtube.com/watch?v=u9T_G-vrTN4

ÖNEMLİ !

Rusya’da Çar II. Nikola’nın tahta çıkışını çeken Lumiere kardeşlerin kadrajına, çöken tribün ve sonrasında yaşanan kargaşa da girince polis filme el koyar ve film seyircilerle buluşamaz. Böylece sinema, tarihindeki ilk sansürle karşılaşılır.

8. İlk Bilim Kurgu Filmi “Ay’a Seyahat”

Lumiere kardeşlerin ilk film gösterime davetli olan George Melies, sinematografa hayran kalınca Lumiere kardeşlerden bir tane satın almak ister. Kardeşler ise ona; “bunun geçici bir ilgi olduğunu ve yakında herkesin sinematografı unutacağını” söyler. Ancak Lumiere’leri dinlemeyen Melies, bir makine bulur ve kendi stüdyosunu kurar. Lumiere’lerin öykü anlatmayan belgesel niteliğindeki düz filmlerinin aksine hikâye anlatan Melies, bugün “öykülü filmin babası” kabul edilir.

Ay’a Seyahat (Le Voyage dans la Lune) (1902)
Melies’in Jules Verne’nin “Ay’a Yolculuk” ve H.G.Wells’in “Ay’daki İlk İnsan” kitaplarından ilham alarak ürettiği bu filminde bir grup bilim adamının uzay mekiğine atlayarak Ay’a yolculuk etmesinin hikâyesini izliyoruz. Oldukça yenilikçi olan bu filmde çok iyi animasyon teknikleri ve özel efektler kullanılmıştır.
Ayrıca; Martin Scorsese’in Melies’ın hayatını ve yaşamını konu edinen 2011 yapımı filmi ‘Hugo’ meraklıları için güzel bir seyir sunuyor.

7. İlk Korku Filmi “Şeytan’ın Kalesi”

Henüz film çekmeye başlamadan önce sihirbazlıkla uğraşan George Melies’in bu hünerlerini filmde de kullanmaya başlamasıyla ortaya çıkan film hileleri, filmin yapım yılı düşünüldüğünde onun ne kadar başarılı bir yönetmen olduğunu gösteriyor.

Şeytan’ın Kalesi (Le Manoir Du Diable) (1986)

Ortaçağ zamanında bir kale… O da ne! Kalenin avlusuna uçarak bir yarasa giriyor. Yarasa şimdi bir şeytana dönüştü, bu…bu Mephistopheles! Ne şimdi de cadıları ve hayaletleri mi çağırıyor! Ay bana bir şeyler oluyor.
George Melies bu filmle cameo yapmış, yani kendi filminde oynamış. Evet evet, Mephistopheles o.
Melies’in filmleri de Lumierler gibi sabit noktadan çekilmiştir, ancak onun filmleri tiyatro sahnesi gibidir ve dekorlar bulunmaktadır.

6. İlk kurgu “Bir Amerikan İtfaiyecisinin Yaşamı”

1899’da Edison’un yapım şirketinde işe giren Edwin S. Porter, 1903 yılına kadar Melies’i örnek aldığı filmler yaptıktan sonra, filmlerine sinemada hiç yapılmamış olan bir dizi yenilikler ekledi. Böylece Fransa’da bulunan sinema üstünlüğü Amerika’ya geçiyordu ve Porter, Amerikan sinemasının temelini oluşturuyordu.

Bir Amerikan İtfaiyecisinin Yaşamı (The Life Of an American Fireman, 1903)
Filme, yanan bir evi söndürmeye çalışan itfaiyeciler ile alevler içinde kalan bir anne ve kızının endişeli anlarının dönüşümlü olarak verilmesi, umut umutsuzluk geriliminin giderek tırmanmasıyla yaratılan dramatik etki ve sonunda anne ile kızın mutlu olup birbirlerine sarılmaları, şeklinde ilerleyen sahneleri sinema tarihindeki ilk kurguyu oluşturuyor. Kendi başına anlamı olan sahneler bir sonrakiyle birleşerek yeni bir anlam kazandığı bu filmde ilk kez yakın planın kullanılmasıyla birlikte, sahne geçişleri de kararma ve açılma yoluyla yapılıyordu. Ayrıca Porter bu filmde, eski yangın görüntülerinden kesitler kullanmıştı ve bu daha önce yapılmamıştı.
İzleyicilerin itfaiyecilerle “özdeşlemesi” daha önce ki Lumiere’lerin ve Melies’in filmlerinde görülmeyen bir şeydi. Bu filmdeki özdeşleşme ise Amerikan sinemasının temelini oluşturacaktı.

5. İlk Western Film “Büyük Tren Soygunu”

10 yıl boyunca gösterimde kalan film Porter’ın en önemli filmi.

Büyük Tren Soygunu (The Great Train Robbery, 1903)
Porter’ın gazetedeki soygun haberlerinden ilham alarak oluşturduğu film, bir treni soymaya kalkan haydutları konu alıyor. Soygunun çeşitli aşamalarını konu edinen sahnelerde haydutlar ilk önce tren istasyonuna geliyor. Bir kısmı treni durdururken diğerleri postayı soyuyor. Daha sonra trendeki insanlar soyuluyor. Lokomotifle uzaklaşan haydutlar ilerde atlarına binerken telgrafçı kurtulup insanlara haber veriyor. Haydutların peşine düşülüyor.
Haydutların kaçışlarıyla onları takip edenlerin görüntülerinin ve iki gurubun birbirlerine ateş ettiği görüntülerin art arda sunulması gerilimi artıcı bir unsur olmuştur ve Porter böylece ilk paralel kurgu kullanılmıştır. Bu filmin tüm çekimleri dramatik yapıyı geliştirecek şekilde önceden planlamıştır.

4. İlk Çizgi Film “Humorous Phases of Funny Faces” 1906

Humorous Phases of Funny Faces
İlk çizgi film bir resim çizen adam ile başlayıp, ressamın çizdiklerinin canlanmasını göstererek başlar. Film gözlerini hareket ettirerek sigara dumanını bir kıza üfleyen adam, çemberden atlayan köpek gibi basit konularla devam eder. Amerika’da James Stuart Blackton tarafından Vitagraph Co. adına yapılan bu çizgi filmin oluşumu tamamen stop-motion tekniğine dayanır. Stop-motion tekniği ilk olarak 1899 yılında Arthur Melbourne Cooper tarafından hazırlanan “Matches An Appeal” isimli reklamda kullanılmıştı.

3.  Bir Milletin Doğuşu (1915)

Sinema tarihinin hem en çok eleştirileni hem de en takdir edileni!

Bir Milletin Doğuşu (The Birth of a Nation)
Amerikan İç Savaşı ile ABD’nin yeniden yapılanma döneminin Kuzey ve Güney ailelerine olan etkisine odaklanan filmde beyaz oyuncuların yüzlerini siyaha boyayarak oynadıkları Afro-Amerikan karakterleri, beyaz kadınlara karşı cinsel saldırganlık yapan aptal insanlarmış gibi gösterilmiştir. Ayrıca Ku Klux Klan örgütünün, kahramanca bir güç olarak lanse edildiği filmin gösteriminden sonra çeşitli şehirlerde birçok protestolar başlamış ve film birkaç kentte yasaklanmıştır. Irkçı bir film olmasına rağmen büyük bir başarı göstermiş ve tüm zamanların en karlı projesi olma üstünlüğünü 20 yıldan fazla bir süre korumuştur. 110.000 dolara çekilen film 18 milyon dolar hasılat yapmıştır.
D. Griffith bu filminde aksiyonu parçalara bölmüş ve kurguyla inşa etmiştir. Seyirciye göstermek istediği detayları seçip onları istediği duyguya yönlendirmeyi başarmış ve sahnenin dramatik gerilimine göre ölçek kullanmayı başlatmıştır. Film oyunculuğunu, uzun çekimi, geriye dönüşü ve odak noktasını da ilk defa o kullanmış ve film gramerinin babası olmuştur.

2. Hoşgörüsüzlük (1916)

D. W. Griffith’in Bir Ulusun Doğuşu filminde karşılaştığı suçlamalara yanıt olarak çektiği film.

Hoşgörüsüzlük (İntolerance)
D. W. Griffith bu filminde insanlık tarihi boyunca yaşanmış olan hoşgörüsüzlükleri 4 olay üzerinden paralel olarak ele alıyor. Bunlar İsa’nın çarmıha gerilişi, 1572 yılının Aziz Bartelmi yortusunda Protestanların Fransa’da uğradığı kıyım, Babil’in ele geçirilişi ve kurmaca bir yirminci yüzyıl öyküsü. Filmde gerilim tırmandıkça giderek hızlanan bir tempo var. Geniş plan, yüze yakın plan, plan sekans gibi yeniliklerin uygulandığı film gişede büyük başarısızlığa uğramıştır.

1. Doktor Caligari’nin Muayenehanesi (1919)

Doktor Caligari’nin Muayenehanesi (Das Cabinet Des Dr. Caligara)
Alman sinemasının dışavurumcu akımın ilk örneği kabul edilen film Robert Wiene tarafından 1919 yılında çekilmiştir. Bir Alman kasabasında işlenen esrarengiz seri cinayetleri ve gelişen olayları konu alan film, anlattığı gizemli cinayet öyküsünün yanı sıra resimli panolardan oluşan dekorları, eğik bacalı ve yamuk duvarlı evleriyle ve boyayla elde edilmiş gölgeleriyle fantastik ve ürkütücü bir atmosfer sunmaktadır. Bu özellikleriyle çok takdir edilen film ayrıca “Caligarism” teriminin doğmasına neden olan kurgu ve kamera kullanımıyla büyük ses getirmiştir.

ilgili yazı: İzlenmesi Gereken Filmler Listesi  

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here