Yazar çevirmen fenomen ve şair Nafer Ermiş. İki tane yayınlanmış kitabı var. Bu işi sanat için yaptığı besbelli. Bu işi popüler olmak için değil sanatı için ve sevdiği için yapıyor. Dünyaca ünlü yazarların kitaplarını da Türkçeye çevirmiş.  Stefan Zweig, Kafka, Brecht gibi yakından tanıdığınız yazarlar bunlar. Yazıyla  alakalı bu kadar iş yaparken hangisini daha çok sevdiğini soruyoruz, cevap şüphesiz; yazmak oluyor.

Gelin bu keyifli röportajı hep beraber okuyalım ve Nafer Ermiş’i daha yakından tanıyalım.

Röportaj: Hilal İpekçi

Magazine-Cover_Beauty

Nafer Ermiş Kimdir, ne iş yapar?
Kiminin çevirmen olarak, kiminin yazar, kiminin şair, kiminin editör ve çoğunun da Twitter’dan tanıdığı biri herhalde. Mülkiye’de okudum, bu bana bu tür sohbetlerde Mülkiye’den mezunum deme olanağı vermekten başka bir işime yaramadı. Yani o alanda hiç çalışmadım. Ne politikacı olmayı ne de banka müdürü olmayı hiç düşünmedim. Sonra Almanya’ya gittim, orada felsefe ve birkaç bir şey daha okudum. Aslında sadece çalışmaktan kaçıyordum. Ama her kaçışın bir sonu var. Sonra Türkiye’ye geri döndüm. Hayatımı kazanmak için kitap çevirileri yaptım. 5 yıl İmge yayınevinde editörlük yaptım. Sonra oradan ayrıldım. O günlerde Twitter’la tanıştım ve olaylar gelişti. Burada kısaca kendimi dışardan göründüğüm şekliyle tanımlamaya çalıştım. İçerden gördüğüm şekliyle tanımlamak için zaten romanlar yazıyorum.
Hayatının bir dönemini Almanya’da geçirdin, orada devam etmek yerine 2000 yılında Türkiye’ye döndün, neydi dönüşünün sebebin?
Almanya’dan dönmemin sebebi genel anlamda orada çok sıkılmış olmam. Bunun da iki temel nedeni vardı; birincisi yazdıklarımı okuyacak pek insan yoktu çevremde. İkincisi de Almanya’da bir “yabancı” olarak yaşamak istemedim. Almanca da yazabiliyordum ama o da hiçbir zaman anadilimde yazmanın hazzını vermedi bana, çok mekanik oluyordu. O zaman da pek hoş şeyler çıkmıyordu. Bence, eğer bunu engelleyen çok önemli bir şey yoksa, yazar yazdığı dilin konuşulduğu toplumda yaşamalı, büyüdüğü kültürde. Dilin hazzını ancak o zaman tam anlamıyla alabilir, insanlar onu en iyi orada, o dilde anlayabilir. Beni burada anlamıyorlar yurtdışına gideyim durumu vardır ya bi, çok saçma gelir bana, eğer seni içinde büyüdüğün toplum anlamıyorsa yabancı bir toplum hiç anlamaz. Yani genel olarak. Belki istisnaları vardır, ama onları görmezden gelmeyi tercih ederim.
Yazar Çevirmen Fenomen: Nafer ErmişPeki, yazmaya başlamandaki dönüm noktan neydi?
En başına gidersek bu aslında çok basit. 12 yaşlarındaydım, bir gün halamın benden birkaç yaş büyük oğluyla evde yalnız kalmıştık. Çok canımız sıkıldı. Çünkü internet henüz icat edilmemişti. Evimizde henüz televizyon yoktu. Ne yapalım diye düşünürken nerden geldi, kimden çıktı bilmiyorum ama, hadi bir şiir yazalım dedik. Ve oturup kelebek hakkında bir şiir yazdık, “Baharda uçardı her dalda…” böyle başlıyordu, gerisini hatırlamıyorum. Bu benim yazdığım ilk şeydi, ama o kadar büyük bir keyif almıştım ki, o günden sonra sürekli şiirler yazmaya başladım. Bazen sabahlara kadar yazıyordum. Ondan sonra da hep yazdım işte.

 Felsefe okumak yazmana nasıl bir etki sağladı?

Felsefeyi akademik bir dal olarak okumanın yazmaya çok büyük bir katkısının olacağını sanmam, ama günlük hayatta felsefe okumanın, özellikle insanı etkileyen filozofları okumak yazmayı etkiler. Düşünce biçimini etkiler, üslubu etkiler. Beni etkileyen filozoflar şair filozoflardır, ya da şair ruhlu filozoflar. Nietzsche gibi, Kierkegaard gibi. Ya da Schopenhauer. Her ne hikmetse isimleri de en zor telaffuz edilen, en zor yazılan filozoflar. Bu üç ismi google’a bakmadan yazabilen insan sayısı bir elin parmaklarını geçmez bu ülkede. Neyse, tabii bu şaka, bir tür Twitter şakası. Konuya dönelim en iyisi.

Gökyüzüne Ağır Gelen Kuş isimli roman ve ardından Öteki Aşk adlı öykü kitabını yazdın, hangi duygularla yazıldı bu kitaplar?
Gökyüzüne Ağır Gelen Kuş’un yazılma hikayesi ve süreci başlı başına bir roman olabilir. Zaten yakında çıkacak olan kitapta bunu da biraz anlatıyorum. Aşık olduğum bir kız vardı, beni terk etmişti, belki romanı okursa beni daha iyi anlar ve geri döner diye. Tabii çok yanlış bir düşünce, ne kadar anlarsa dönme olasılığı o kadar düşer aslında. Ama tabii bunu o zamanlar bilmiyordum. 21 yaşındaydım. Gerçi kendimi yeterince anlatamamıştım, kız romanı okuduktan sonra gerçekten de döndü bana, ama bu sefer de ben istemedim. Bu anlamda 5 yıl boşa gitti. Ama sonuçta elimde bir roman kaldı. Onu yapacağımı bilmiyordum. Bir arkadaşa bırakıp Almanya’ya gittim. Sonra bir gün o beni aradı, bir yayıncı romanını yayınlamak istiyor diye. Böyle oldu. Öteki Aşk bir öykü kitabı. Yine o dönemlerde yazdığım öykülerden bir derleme. Daha doğrusu elimde kalanlar. Yine yayınevinin talebiyle oldu. Aslında pek yayınlama düşüncesi yoktu.

Kitaplarının arasında 8 yıl var neden bu kadar ara verdin?

 

Yazar Çevirmen Fenomen: Nafer Ermiş
Tembellik, nasılsa bir gün yayınlarız, bunları boş vereyim ben oturup daha iyi bir roman yazayım düşünceleri… Yani özel bir nedeni yok.
 Yeni bir kitap projen var mı?

Var, bitmek üzere. Bir yayınevi Twitter’da yazdıklarımdan bir kitap yapmak istedi. Ben de tamam dedim. Ama tabii insan bir kitap boyu tweet okuyamaz. Sıkılır. O yüzden içine başka yazılar da koyuyoruz.O yüzden içine başka bir şey koydum, daha doğrusu çok özel bir hikaye anlattım, biraz uzunca bir hikaye. Etrafında tweetler de olacak.
Nasıl bir okuyucusun?
Gençken çok iyi bir okuyucuydum. O zamanlar ne bulursak okuyordum. Bugünkü kadar bol kitap yoktu. Roman okumayı severdim. Özellikle de dünya edebiyatında yer etmiş romanları. Adını hatırlamıyorum, meşhur bir zatın bir lafı var, “insan ne öğrenirse 25 yaşına kadar okuduklarından öğrenir,” diye. Sanırım haklı. Sonra giderek daha az okuyor insan. Okuduklarından giderek daha az etkileniyor. Bir de kitap iş olunca, yani çevirmenlik, editörlük, yazarlık… o zaman başka kitap okumaya vaktim olmuyor, çoğu zaman işin gereği metinler okuyorsun ve çok sıkılıyorsun.
 Senin için mutlaka okunması gereken kitaplar hangileri?

Bu çok değişken bir şey tabii ki. Kişinin hayatını nasıl kuracağıyla ilgili. Ama her durumda dünya klasiklerinin okunması gerekir. Bunlar zamanları aşıp gelmiş engin tecrübelerin ürünüdür ve insana hayatı başka hiçbir şeyin yapamayacağı kadar iyi öğretir.
“Genel olarak klasiklerin mutlaka okunması gerektiğini düşünüyorum. Buna modern klasikleri de ekleyebiliriz. Tabii iyi bir kitap okuru gündemdeki kitaplardan uzak durmaz. Özel olarak ise, okumak şart mıdır bilmem ama benim için olmazsa olmaz kitaplar Kafka’dan Dönüşüm, Dostoyevski’den Yeraltından Notlar, Suç ve Ceza,Gabriel Garcia Marquez’den Yüzyıllık Yalnızlık, Patrick Süskind’den Koku, Boris Vian’dan Günlerin Köpüğü, İtalo Calvino’dan Görünmez Kentler… isterseniz fazla uzatmayalım, pek saymakla biteceğe benzemiyor. ”
Yazarlık, eleştirmenlik ve çevirmenlik yapıyorsun, en çok hangisini yaparken keyif alıyorsun?Yazar Çevirmen Fenomen: Nafer Ermiş

Tabii ki en büyük hazzı yazmaktan alıyorum. Eğer çok sevdiğim bir yazarsa, mesela Kafka, Zweig, Nietzsche vs. o zaman çevirmekten de ayrı bir keyif alıyorum. Santranç oynamak gibi bir şey. Bir tür zihin sporu. Ve de çok iyi bir dil antrenmanı. İnsanın kendi dilini, onun olanaklarını, sınırlarını, dehlizlerini anlamasının en iyi yolu çeviri yapmaktır herhalde. Yani benim için öyle oldu. Türkçeyi çeviri yaparken öğrendim diyebilirim.

 Stefan Zweig, Kafka, Brecht gibi dünyaca ünlü yazarların kitaplarının çevirmenliğini yaptın, aldığın eğitimin çevirilerindeki payını nasıl tanımlarsın?
Aldığım eğitimler, benim bir çok konuya, kavrama aşina olmamı sağlıyor, ekonomi, siyaset, hukuk, felsefe, kültür bilimleri vs. Bu da bana herhangi bir konuda çeviri yaparken çok kolaylık sağlıyor. Bu alanları derinlemesine bilmesem de kavramlara bir aşinalık çok işime yarıyor. Zaten çevirmenin ihtiyacı olan da budur.

Oyun yazıyor musun? Ya da yazmayı düşünüyor musun? Tiyatro ve oyun yazarlığı ile dünyaca tanınan Stefan Zweing, ve Brecht’in çevirilerini yapmış olman bu alanda ilgin olduğunu hissettiriyor.
Hayır, tam tersi. Oyun yazmıyorum, yazacağımı da pek sanmam. Aslında bakarsanız tiyatroyla aram pek iyi değildir. Ben romana inanıyorum. Tiyatro bambaşka bir şey bence.

10258293_10152162486503635_1430648333286384831_n
 İlgisiz olduğun bir yapıtın çevirisini yapar mısın?

Eğer hayatınızı çeviriyle kazanıyorsanız, en azında bir süre, özellikle yeni başladıysanız ve henüz tanınmamışsanız, sevseniz de sevmeseniz de çevirisiniz. Pek seçme şansınız yoktur. Ama artık benim var. Sadece sevdiğim şeyleri çeviriyorum. Daha az iş, daha çok hobi olarak.

Hobilerin nelerdir? Günlük yaşamında neler yaparsın?

Benim son yıllardaki en büyük hobim Twitter. Çok keyif alıyorum. Orada yazmak, anında tepki almak, hele ki yazdıklarının beğenildiğini görmek büyük keyif. Bunun dışında hobiler hayat süreçleri içinde değişiyor. Bir ara gitar çalmaya çalışıyordum. Sonra satranca kafayı taktım. Aslında pek hobi insanı değilimdir.
 Son olarak, Twitter’da “Gelecekten beklediğim tek şey, olağanüstü bir geçmiş. ” gibi bir sözün var, sahiden gelecekten beklediğin nedir?

Gelecekten beklediğim, böyle artistik cümleleri bir yana bırakırsak, kafamdaki, hayalimdeki romanları yazmak ve bunların insanlara ulaştığını görmek…

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here